Venezuela’da darbe girişimi… ABD emperyalizmi saldırganlıkta sınır tanımıyor! - E. Güneş

Batı Asya’da, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da sürdürülen emperyalist saldırganlığın bir benzeri Latin Amerika hakları üzerinde denenmek isteniyor. Emperyalizmin hedef tahtasında Küba, Nikaragua ve Venezuela bulunuyor. Amerikan emperyalizmi arka bahçesi olarak gördüğü bu ülkeleri kendi düzeni için bir tehdit unsuru olarak görüyor.

Venezuela’da Mayıs 2018’de oyların yüzde 67’sini alan Maduro 6 yıl için yeniden devlet başkanı seçilmişti. Muhalefetin boykot ederek katılmadığı seçimlerde 5,8 milyon oy ile Maduro en yakın adaydan 1,8 milyon daha fazla oy almıştı. Başkanlık yemininin Ulusal Meclis’te yapılmasına izin verilmemesi, bunun bizzat Meclis Başkanı Guaido tarafından engellenmesi üzerine, Maduro 10 Ocak’ta yüksek mahkemede yemin etti ve ikinci dönem başkanlık görevine başladı.

Seçimlerin ardından Amerikan emperyalizmi, Avrupalı emperyalistler ve Lima Grubu olarak adlandıran 12 Latin Amerika ülkesi, seçimi tanımadıkları, Maduro’nun meşru olmadığı açıklamasını yaptılar. Sadece Meksika, halkların kendi kaderini tayin hakkına karışmayacaklarını açıkladı.

Muhafazakâr Halk İradesi (Voluntad Popular) partisinin kurucularından Juan Guaido 5 Ocak’ta Ulusal Meclis başkanlığına seçilmişti. Burada yaptığı konuşmada halkı 23 Ocak’ta sokaklara çıkmaya çağıran Guaido, Ulusal Meclis’in onayıyla, 23 Ocak’ta düzenlenen bir mitingde yemin ederek kendisini “başkan” ilan etti.

Trump bu haberi bekliyor olmalıydı ki, açıklamanın yapılmasından birkaç dakika sonra, Guaido’yu ülkenin meşru lideri olarak tanıdığını duyurdu. Trump’ın açıklamasını, Kolombiya devlet başkanı sağcı Ivan Duque ile Brezilya’da devlet başkanı faşist Bolsonaro’nun açıklamaları izledi. Amerika Devletler Örgütü (OAS) ve Lima Grubu da hemen Guaido’yu meşru gördüklerini ve geçici hükümet olarak tanıdıklarını açıkladılar. Bu açıklamalar bunun uzun süredir planlandığının göstergesiydi.

ABD kuklası Guaido’ya destek için gösteriler düzenlenirken, Maduro’ya destek için Venezuela halkı da sokaklara çıktı. Venezuela ordusu, muhalefetin çağrılarına rağmen, anayasaya bağlı kalacağını ve Maduro’yu desteklediğini açıkladı.

Uluslararası planda ilk destek açıklaması Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’ten geldi. Rusya da Maduro’yu “Venezuela’nın yasal seçilmiş devlet başkanı olarak tanımaktadır!” açıklamasını yaptı. Küba, Uruguay, Meksika, Türkiye, Çin, İran ve Filistin de Maduro’ya desteklerini bildirdiler.

Trump’ın açıklamasının ardından konuşan Maduro, bunun bir “darbe” olduğunu ve Washington ile diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladı ve ABD diplomatik personeline Venezuela’yı terk etmeleri için 72 saat tanıdı. ABD Dışişleri Bakanlığı diplomatların çekilmeyeceği açıklaması yapsa da, personelin bir kısmı ülkeyi terk etti.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo perşembe günü ABD emperyalistlerinin ağırlığı olan OAS’e üye ülkelere Guaido’yu destekleme çağrısı yaptı. Guaido’nın geçici başkan olarak tanınması için OAS’te yapılan oylama ADB için fiyaskoyla sonuçlandı. 34 üye ülkeden sadece 16 ülke bu öneriyi desteklerken, aralarında Meksika’nın da bulunduğu diğer ülkeler öneriyi onaylamadı. Bunun ardından Pompeo, Venezuela’ya 20 milyon dolar “insani yardım” gönderileceğini açıkladı. Bu “insani yardım”ın işbirlikçi sağcı muhalefetin kasalarına akacağına, bununla darbenin finanse edileceğine kuşku duyulmuyor.

Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Bolton, perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD’deki Venezuela’ya ait petrol gelirlerinin Guaido’ya yönlendirileceğini bildirdi. Venezuela devlet işletmesi PDVSA’nın yan kuruluşu olan Citgo’nun ABD’de işletilen rafineriler ile benzin istasyonlarını kontrolünün de Guaido’nun bir temsilcisine devredileceği açıklandı. Ancak Citgo hisselerinin yarısının Rus petrol tekeli Rosneft’e ait olması önemli bir sorun. Venezuela bu kuruluşu 2016’da borçları karşılığında Rusya’ya vermişti.

ABD, Guaido’nun kendisini devlet başkanı ilan etmesiyle başlayan kriz nedeniyle BM Güvenlik Konseyi’ni cumartesi günü toplantıya çağırdı. Aralarında Almanya’nın da bulunduğu dört Avrupalı ülke Venezuela’ya 8 gün içinde yeniden seçimlere gitmesi için ültimatom verdi. Venezuela Dışişleri Bakanı Arreaza ile Maduro buna serti tepki gösterdiler.

Avrupalı Devletler Guaido’nun yanında yer alırken, Latin Amerika’da eleştiriler büyüyor. OAS ülkelerinden sonra, 15 Karibik devletinin bölgesel ittifakı Caricom’da da ABD’nin açıktan müdahalesi tepkilere konu oldu. Caricom’da yer alan ülkelerinin çoğu Guaido’yu geçici başkan olarak tanımadıklarını açıkladılar.

ABD emperyalistlerinin milyonlarca dolar harcayarak uzun bir süredir Venezuela’da muhalefeti örgütlediği biliniyor. Trump tekrar tekrar Maduro liderliğindeki Bolivar hükümetini yıkma çağrısı yapmıştı. Maduro’ya karşı muhaliflerin kontrol ettiği Ulusal Meclis’i desteklemiş ve Maduro’nun Kurucu Meclis’i hayata geçirmesi durumunda yeni yaptırımlar uygulayacağı konusunda tehditler yağdırmıştı. Darbe girişimiyle bu saldırganlık bir üst düzeye çıkarılmış bulunuyor.

Bu sürece nasıl gelindi?

ABD emperyalizmi, Chavez’in iktidarı aldığı günden bu yana Bolivarcı hükümeti ezmek için her türlü kirli ve kanlı oyuna, darbelere başvurdu ve başvurmaya devam ediyor.

Maduro bugüne değin bu saldırıları göğüslemeyi başardı. Bunun arkasında şüphesiz Chavez ile başlayan Bolivarcı devrim sürecinin kazanımları ve zayıflasa da halkın desteği vardı. (Chavez, iktidara geldikten sonra petrolü ulusallaştırarak petrol gelirlerini sağlık, gıda, konut, eğitim gibi alanlara aktarmış, sosyal yardımlarla, yoksulluk ve işsizliği azaltarak halkın refah düzeyini yükseltmişti.)

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela’da, Maduro’nun iktidara geldiği dönemde petrol fiyatlarındaki ciddi düşüş ekonomik durumu kontrolden çıkardı. Ülke büyük bir ekonomik kriz batağına sürüklendi. Ulusal para birimi bolivar hızla değer kaybetti. Sosyal politikaların bir parçası olarak ulusal pazarda çok düşük rakamlarla satılan mallar (buna petrol, altın, bakır, kobalt, alüminyum gibi madenler de dahil) alınarak, Kolombiya, Brezilya, Karayipler’de vb. satıldı. Bu durum kaçakçılık sektörünü büyütmekle kalmadı, malların kıtlığını da beraberinde getirdi. Ülkede en temel gıda ve tüketim maddelerine ulaşılamaz oldu. Bu durum emekçi kitlelerde de hoşnutsuzluğu büyüttü. Enflasyon astronomik rakamlara ulaştı. Siyasal kutuplaşma büyüdü, siyasal kriz derinleşti. Bolivarcılar ile amerikancı muhalifler arasında gerilim iyiden iyiye tırmandı.

Artık yüzde bir milyona yükselen enflasyon kontrol altına alınamaz durumda. Ulusal para sürekli değer kaybediyor. En büyük petrol rezervlerine sahip ülkede petrol üretimi sürekli azalıyor. En önemli temel gıda maddeleri, ilaç, yedek parça vs. bulunamıyor. Kronikleşen bu durum yurtdışına kitlesel göçü körüklüyor. Kıtlığın yarattığı hoşnutsuzluk, Amerika destekli gericilerin kitleleri sokağa dökmesini kolaylaştırıyor. Burjuvazinin elinde bulunan medya sayesinde bu kolaylıkla yapılabiliyor. Maduro’ya karşı şiddetli protestolar gerçekleşiyor.

Venezuela emekçilerinin direnişi!

Bolivarcı hükümeti yıkmaya ant içen ABD emperyalizmi, bunu yirmi yıldır sayısız darbe girişimiyle denedi. Emperyalistlerin bu kanlı, kirli, hain planları her defasında Venezuela emekçilerinin direnişine çarparak parçalandı.

Venezuela halkı 2002 yılında ABD emperyalistlerine ve onların işbirlikçilerine unutulmaz bir ders vermişti. Şubat ayında Chavez’in PDVSA yönetimini değiştirmesinin ardından, ABD ve İspanya başta olmak üzere batılı emperyalistler petrol işçilerini greve çağırdılar. 12 Nisan’da ise Chavez’i kaçırıp darbe yaptılar. Bunun duyulması üzerine milyonlarca emekçi Caracas’ın emekçi mahallelerinden ve ülkenin birçok yerinden başkente aktı. Başkanlık sarayı kuşatılarak gösteriler düzenledi. Emekçiler Chavez geri getirilene değin alanları terk etmediler. Emekçilerin direnişiyle Amerikancı darbe başarısızlığa uğradı.

Bunun içindir ki, ABD emperyalizmi sadece Bolivarcı hükümete değil, “Bolivar devrim”in sınırlı kazanımlarını korumaya çalışan Venezuela’nın emekçi halkına da kin kusuyor ve bu direnç odağını ezmek istiyordu.

Venezuela’yı hedef tahtası haline getiren bir diğer neden ise, “Bolivar devrimi”nin Latin Amerika’nın emekçileri üzerindeki etkisiydi. Venezuela, Amerika emekçileri için bir umut ışığı olmuş, bir dizi ülkede sol hükümetler iktidara taşınmıştı. Bu ülkeler kendi ekonomik- sosyal örgütlülüklerini oluşturdular ve ABD emperyalizmi buralara almadılar.

Ortadoğu’dan sonra Latin Amerika!

Emperyalistler söz geçiremedikleri ülkeleri dün olduğu gibi bugün de ekonomik yaptırımlarla, ambargolarla, imha tehditleriyle, gizli operasyonlarla vb. ezmeyi hedefliyorlar. İşbirlikçisi olmayı kabul etmeyen hükümetlere, halklara ve emekçilere karşı her türlü kirli ve kanlı yöntemi kullanarak azgınca saldırıyor, kanlı darbeler örgütlüyor, diktatörleri iktidara getiriyor, paramiliter milisleri ve çeteleri besleyerek emekçilerin üzerine salıyorlar.

Batı Asya’da, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da sürdürülen emperyalist saldırganlığın bir benzeri Latin Amerika hakları üzerinde denenmek isteniyor. Emperyalizmin hedef tahtasında Küba, Nikaragua ve Venezuela bulunuyor. Amerikan emperyalizmi arka bahçesi olarak gördüğü bu ülkeleri kendi düzeni için bir tehdit unsuru olarak görüyor.

Venezuela’nın Rusya ve Çin ile ekonomik ve son olarak Rusya ile girdiği askeri ilişkiler, Amerikan emperyalizmini daha da saldırganlaşmasına yol açmıştır.

“21. yüzyıl sosyalizmi”!

Venezuela deneyimi “21. yüzyıl sosyalizmi”nin sınırlarını ortaya koymaktadır. Sosyalizm perspektifiyle hareket edilmediği, sınıflar ve özel mülkiyet düzeni varlığını sürdürdüğü sürece, sınırlı reformlarla emekçilerin sorunlarının gerçek ve kalıcı çözümünün mümkün olmadığı bir kez daha görülmektedir.