Müşteri değil öğrenciyiz, krizin faturasını ödemiyoruz!

Biz işçi ve emekçi çocukları eğitim sürecinde bir müşteri, sonrasında sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak ara elemanlar olarak görülüyoruz. Kriz süreçlerinde bu gerçek daha da görünür hale geliyor. Paralı eğitim gerçeği daha bir yüzümüze çarpıyor. Masrafların katlanması daha fazlamızı çok küçük yaşlarda sermayenin çarkları arasına itiyor. İşsizliğin mimarı olan kapitalistler bizi işgücü ordusunu kalabalıklaştıracak ucuz elemanlar olarak görüyorlar. Bu yüzden bugünden düzenin değil, devrimin saflarını kalabalıklaştırmamız gerekiyor.

Ülkenin derin bir ekonomik kriz içinden geçtiği kimse için bir sır değil. Özellikle son bir yıldır yükselen döviz kurları, giderek tırmanan enflasyon, temel tüketim malzemelerine gelen zamlar krizin bizlere yansımaları. Başı her sıkıştığında “dış mihraklar”a sığınan Tayyip Erdoğan da yine bilindik argümanlara sarılarak, bilinçleri bulandırmaya çalışıyor. Dış güçlerden “patates-soğan teröristleri”ne kadar geniş bir düşman yelpazesi sunan Erdoğan, 3 kilo domates için metrelerce kuyruk beklemek zorunda bıraktığı işçi ve emekçinin aklıyla alay edercesine, “bolluk kuyrukları kurduk” diyor.

Kriz biz gençliğe de doğrudan etkilerde bulunuyor. Bir yandan toplamında alım gücümüzün düşmesiyle yoksulluğumuz derinleşirken daha özelinde eğitim masraflarının katlanması binlercemizi okul sıralarından iş yollarına sürüklüyor. Açıklanan verilere göre 2018 yılında eğitim malzemelerine %108’e varan zamlar yapıldı. Örneğin 2017 yılında 1 top A4 kağıda 12 lira öderken, 2018’de aynı miktar ve kalitedeki kağıt için 25 lira ödemek zorunda kaldık.

Yaşam ve eğitim masraflarındaki bu artışlar 1 milyondan fazla öğrenciyi okulu terk etmek zorunda bıraktı. Konuyla ilgili yapılan bir araştırmaya göre son 5 yılda okulu bırakan ve kaydını donduran öğrenci sayısı 1 milyon 115 bin 30 olarak açıklandı. Yıllara göre hazırlanan raporda üniversiteyi terk eden ya da dondurmak zorunda kalan genç sayısı her yıl çoğalıyor. 2017-2018 eğitim-öğretim döneminde bu oran tam %92,2 artarak, bir önceki dönemi ikiye katladı. Yani zor şartlar altında, niteliksiz okullarda okumak zorunda bırakılmamıza rağmen üniversiteyi kazanabilmiş biz işçi ve emekçi çocukları için üniversite günleri kısa sürüyor. HSBC’nin açıkladığı rapora göreyse üniversite öğrencileri eğitim masraflarını karşılayabilmek için günün 5 saatini işte, 2 saatini okulda geçiriyor. Tablo buyken arsız şef Tayyip Erdoğan bizleri bedavacılıkla suçluyor.

Eğitim kamusal bir hizmet olduğu halde “sektörleştiriliyor”, ticarileştiriliyor. Bir yandan özel okullar teşvik edilirken, özel okul masraflarını karşılayamayacak olan öğrenciler de mesleki eğitime yönlendiriliyor. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un Şubat ayında açıkladığı projede de yine mesleki eğitim tek rota oldu. Yeni eğitim sistemi için trafik benzetmesi yapan Selçuk, “Yani hızlı gitmek, ortadan gitmek, kenardan gitmek gibi, çocuğun her an şerit değiştireceği esnek bir model” dedi.

Bu arabayı kullananın sermayedarlar olduğuna kuşku yok! Bu açıklamadan kısa bir süre sonra da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile MEB arasında bir protokol imzalanarak mesleki eğitim ile sanayi dünyası birbirine “entegre edildi.” Protokolün ilan edildiği etkinlikte, “nitelikli eleman” bulamamaktan yakınan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıkoğlu, “Memleketin her yerinde kahvehanelerde gençler işsiz bir şekilde oturuyor. Niye, çünkü okullarda verdiğimiz eğitim, dışarda işe yaramıyor. Dışarda talep gören nitelikler, okullarda öğretilmiyor. Bu asimetrik yapıyı değiştirmek zorundaydık” dedi. Böylece bizi bekleyen işsizliği çözmüş oldu(!)

Biz işçi ve emekçi çocukları eğitim sürecinde bir müşteri, sonrasında sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak ara elemanlar olarak görülüyoruz. Kriz süreçlerinde bu gerçek daha da görünür hale geliyor. Paralı eğitim gerçeği daha bir yüzümüze çarpıyor. Masrafların katlanması daha fazlamızı çok küçük yaşlarda sermayenin çarkları arasına itiyor. İşsizliğin mimarı olan kapitalistler bizi işgücü ordusunu kalabalıklaştıracak ucuz elemanlar olarak görüyorlar. Bu yüzden bugünden düzenin değil, devrimin saflarını kalabalıklaştırmamız gerekiyor. Nitelikli eğitim hakkımız için, kendi isteklerimiz doğrultusunda kurgulayacağımız bir gelecek için, özgürlüğümüz için...

(Liselilerin Sesi’nin 91. sayısından alınmıştır.)