Açlık grevleri eylemi ve gerici-faşist kudurganlık

Gelinen aşamada dinci faşist rejim Türkiye’de hiçbir dönemde olmadığı kadar koyu bir baskı ve zulüm düzeni kurmuş bulunuyor. Sadece Kürt halkı ve siyasetçileri değil, neredeyse AKP iktidarından yana olmayan tüm Kürtler AKP’nin saldırı hedefindedir. Türkiye ve Kürdistan’da zindanlar Kürtlerle, devrimci, ilerici, demokrat ve aydınlarla doldurulmuş durumdadır.

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecritin kaldırılması amacıyla Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, 8 Kasım 2018’de açlık grevine başlamıştı.

Bilindiği üzere dinci faşist rejim, Leyla Güven’in açlık grevini sonlandırabileceği umuduyla Abdullah Öcalan’ı kardeşiyle görüştürmüş, ardından da Leyla Güven’i tahliye etmişti. Fakat bu girişimler sonuç vermemişti. Leyla Güven, tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nden serbest bırakıldıktan sonra açlık grevi eylemini evinde sürdürüyor. Güven 127. günü geride bırakarak yaşamsal tehlike sınırlarını aşmış durumda.

Leyla Güven’in açlık grevi direnişini, 67 farklı cezaevinde kalan 331 tutuklu ve hükümlünün yanı sıra Hewlêr, Strasburg ve Galler’de başlatılan açlık grevleri izlemişti. 1 Mart’tan itibaren ise tüm cezaevlerindeki PKK tutsakları Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit kaldırılana kadar süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayacaklarını açıkladılar. 3 Mart 2019 tarihinden itibaren de HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Bilal Özgezer, İsmet Yıldız, Salih Canseven, Salih Tekin ve Sevican Yaşar açlık grevine başladılar.

HDP Diyarbakır il binasında başlatılan eylem sonrası il binası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile basılarak, açlık grevi eylemcisi 5 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan HDP üyeleri 4 gün sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılan eylemciler açlık grevine devam ediyor. Ardından Van milletvekilleri Tayip Temel ve Murat Sarısaç ile A. Halik Kurt ve Yusuf Ataş da açlık grevine başladılar.

Böylece Leyla Güven’in Öcalan üzerindeki tecrite karşı başlatmış olduğu açlık grevi, tüm cezaevlerine ve birçok alana yayılmış oldu. Açlık grevleri eylemi hemen Kürdistan’ın dört parçasında olduğu gibi Strasburg başta olmak üzere birçok Avrupa kentinde de devam ediyor.

Yanı sıra Kürdistan başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde kitle eylemleri de yaşanıyor. Avrupalı parlamenterlerden, aydın, sanatçı, siyasetçi ve insan hakları kuruluşlarından direnişe destek açıklamaları yapılıyor. Direniş daha geniş çevrelerce sahipleniliyor.

Açlık grevcilerine yönelik hukuk ve insanlık dışı uygulamalar

Faşist rejimin açlık grevi direnişi karşısındaki kayıtsızlığının yanı sıra, açlık grevcilerine yönelik insanlık ve hukuk dışı uygulamaları da artarak devam ediyor. 26 Aralık 2018 tarihinde açlık grevine başlayan tutsaklara karbonat, meyve suyu, B vitamini verilmemekte, tutsakların bunları kantinden ve revirden temin etmelerine de engeller konulmaktadır.

Avukat ve doktorların verdiği bilgilere göre direnişçilere keyfi disiplin soruşturmaları, keyfi cezalar uygulanıyor. Koğuşlarda bulunan radyolar idare tarafından toplatılarak ve gazete verilmeyerek, tutsakların dış dünyadan haberdar olma hakları gasp ediliyor. Açlık grevindeki tutsaklara, disiplin soruşturmalarının açılmasının yanı sıra, sohbet ve etkinliklere katılma hakları da engellenmektedir.

Açlık grevcisi tutsaklarda kilo kaybı, halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon sorunu ağırlaşmaktadır. Açlık grevine başlayanlar hakkında hapishane idareleri tarafından disiplin soruşturması başlatılmıştır. Koğuşların havalandırmalarının üstü, hapishane idaresi tarafından tel örgülerle kaplanmıştır. Koğuşlara hapishane idaresi tarafından kamera yerleştirilmiş ve tutsaklar 24 saat idare tarafından gözlem altına alınmış durumdadır. Hapishane içinde diğer koğuşlarda bulunan tutsakların, kendi aralarında mektuplaşmalarına izin verilmemektedir. Aylık açık görüşmelere keyfi sınırlamalar getirilmektedir vb.

Faşist rejimin Kürt halkına bitmeyen düşmanlığı

Faşist sermaye rejimi, müzakere, çözüm ve barış aldatmacasının ardından Kürt halkına karşı kapsamlı bir saldırı dalgası başlatmış, geleneksel inkarcı politikasına geri dönmüştü.

7 Haziran 2015 seçimleri öncesi Diyarbakır’da kalabalık içinde bomba patlatılmış, sonra Suruç katliamı gerçekleştirilmişti. 1 Kasım seçimleri öncesinde ise 10 Ekim’de Ankara’da barış mitinginde insanlara bombalı saldırı düzenlendi ve yüzden fazla insan katledildi. IŞİD denilen katiller sürüsü Kobane halkının üzerine sürüldü. Şehirler ve kasabalar yakılıp yıkıldı, Efrîn işgal edildi. Türkiye Kürdistanı’nda tutuklama terörüyle binlerce kişi zindanlara tıkıldı. Saldırılar hız kesmeden sürüyor.

Gelinen aşamada dinci faşist rejim Türkiye’de hiçbir dönemde olmadığı kadar koyu bir baskı ve zulüm düzeni kurmuş bulunuyor. Sadece Kürt halkı ve siyasetçileri değil, neredeyse AKP iktidarından yana olmayan tüm Kürtler AKP’nin saldırı hedefindedir. Türkiye ve Kürdistan’da zindanlar Kürtlerle, devrimci, ilerici, demokrat ve aydınlarla doldurulmuş durumdadır.

AKP-MHP faşist koalisyonu Kürdistan’ın dört parçasında Kürt halkına ve kazanımlarına saldırarak tasfiye etmek, eşitlik ve özgürlük istemini boğmak istemektedir.

Sermaye iktidarının dümeninde bulunan AKP-MHP faşist bloğu, 31 Mart yerel seçimleri vesilesiyle kudurganlığını pervasızlaştırdı. Dinci faşist iktidarın şefleri Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ile çömezleri şuursuzluk ve çılgınlık içinde tehditler savuruyor, oy avcılığı için her türlü kirli yalana ve demagojiye başvuruyorlar. Faşist bir çılgınlık ve gözü dönmüşlükle kendinden olmayan herkese saldırıyorlar. Seçimleri “beka sorunu” eksenine oturtma acizliği ve saldırganlığı, özelikle de Kürt halkına karşı öylesine ölçüsüz ve çılgın boyutlar kazandı ki, yandaşlar bile “isyan” eder hale geldi.

Gerici faşist diktatörlüğün bu saldırganlığı, sınıf ve emekçi kitlelerin mücadelesiyle püskürtülecek, halkların kardeşliği ve dayanışması kazanacaktır.