Bu düzen değişmedikçe emekçiler için bir çözüm yolu yok!

Hiçbir düzen partisinin ekonomik krize dair işçi ve emekçiler lehine çözücü bir reçetesi yoktur, olamaz. Çünkü kriz kapitalizmin fıtratı gereği yaşanmaktadır. Üretimin plansız ve anarşik yapısı, her seferinde daha da ağırlaşarak gelen krizlerin önünü açmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından açıklanan büyüme verileri, 2018’in son çeyreğinde Türkiye ekonomisinin yüzde 3 oranında küçülerek durgunluğa girdiğini, hane halkı tüketiminin reel olarak yüzde 8-9 gerilediğini gösteriyor. Kişi başına düşen milli gelir ise, dokuz yıl aradan sonra ilk kez 19 bin 632 dolar seviyesine geriledi. Böylece kişi başına gelirde 2007 yılındaki seviyeye dönüldü. Ayrıca tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat gibi sektörlerde daralmanın sürdüğü belirtiliyor.

İşçi ve emekçiler zaten uzun bir dönemdir krizin etkilerini her yönüyle hissetmekte, işsizliğin, yoksulluğun artan basıncı altında ezilmekteydi. Artık devletin resmi verilerine de yansıdığı için, AKP iktidarının ekonomik krizi yok sayan açıklamalar yapma şansı kalmadı. Yandaş medyada dahi önümüzdeki sürecin zorluklarına dair uyarıcı yazılar yer almaya başladı.

Uluslararası kuruluşlar da Türkiye’ye dair büyüme tahminlerini düşük tutmakta, göstergelerin uzun süreli bir ekonomik yavaşlamaya işaret ettiğini belirtmektedir.

Kuşkusuz bu kriz kapitalizmin dünya genelinde yaşadığı krizden bağımsız değildir. IMF Başkanı Christine Lagarde, Ocak ayında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Zirvesi’nde, 2019 yılının zor bir yıl olacağını belirterek, küresel büyüme beklentilerini yüzde 3,9’dan yüzde 3,5’e çektiklerini açıklamıştır.

Yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ekonomisi de sinyaller vermekte, Avrupa Merkez Bankası’nın 2019’da sıkılaştırılmış para politikasını gündeme alması beklenmektedir. Konunun uzmanları Türkiye’nin ihracatının yüzde 49’unu AB ile yaptığını belirterek olası bir daralmanın Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan etkiye sahip olacağına dikkat çekmektedir. Özetle Türkiye ekonomisi küçülmekte ve bunun önümüzdeki dönemde de süreceği resmi olarak kabul edilmektedir.

Yapılan kamuoyu anketlerine de yansıdığı üzere, emekçilerin öncelikli derdini ekonomi oluşturmaktadır. Düzen sahiplerini rahatsız edense bu tepkilerin sokağa taşmasıdır. Bu nedenle seçim atmosferi adı altında işçi ve emekçileri oyalayıcı pek çok argüman devreye sokulmaktadır. Son olarak ezan üzerinden dini duyguların kışkırtılmasının sadece oy kaygısıyla yapılmadığı açıktır.

Öte yandan gerici iktidar ekonomik tablodaki fiyaskonun sonuçlarını yerel seçimler sonrasına ertelemek için türlü manevralar yapmaktadır. Bunun emekçiler nezdinde pek bir inandırıcılığı kalmasa da, işçi ve emekçilerin başka bir alternatifleri olmadığı koşullarda bu durum düzen siyasetinin tablosunda belirgin bir değişiklik yaratmayacaktır.

AKP ya da diğer düzen partilerinin ekonomi başta olmak üzere emekçilerin sorunlarını çözeceği yanılsaması bilinçli bir algı yönetimi olarak sürdürülmektedir. Bir yandan AKP’nin bu sorunları çözeceğine dair pembe hayaller yayılmaya devam ederken, diğer yandan da yerel seçimlerde “AKP’nin geriletilmesinin” erken seçime yol açacağı türünden beklentiler piyasaya sürülmekte, işçi ve emekçiler edilgenliğe itilmektedir. Erdoğan iktidarının oy tablosundaki gerilemenin devam etmesi ya da erken seçimle yerine başka bir düzen partisinin getirilmesi, işçi ve emekçilerin sorunlarının çözüm yolunu açmayacaktır.

Hiçbir düzen partisinin ekonomik krize dair işçi ve emekçiler lehine çözücü bir reçetesi yoktur, olamaz. Çünkü kriz kapitalizmin fıtratı gereği yaşanmaktadır. Üretimin plansız ve anarşik yapısı, her seferinde daha da ağırlaşarak gelen krizlerin önünü açmaktadır. Toplumsal servet bir avuç azınlığın elinde birikirken, milyonlar sosyal yıkıma uğramakta, yoksullaşmakta, işsizlikle boğuşmaktadır. Servet-sefalet kutuplaşması giderek büyürken toplumsal çürüme ve yozlaşma artmaktadır.

Bu tabloyu işçi ve emekçiler lehine değiştirecek bir çözüm yolu ya da reçetesi bu düzen koşullarında mümkün değildir. Olası her çözüm geçici olmaya mahkumdur. Emperyalist dünyaya çok yönlü bağlarla bağlı sermaye iktidarında, hangi düzen partisi başta olursa olsun, krize karşı tek çözümleri faturayı işçi ve emekçilerle kesmek olacaktır. Bu düzende krizi atlatmanın başka yolu yoktur.

İşçi ve emekçiler bu gerçeği bir an olsun unutmamalı, düzen partilerinden bir “kurtarıcı” beklememelidir. Daha da ağırlaşarak gelecek olan saldırıları püskürtmenin, krizin faturasını kapitalistlere ödetmenin tek yolu, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele alanına çıkması, bu düzenin kendisine karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmesidir.