“Reform” saldırıları ve emperyalist kölelik

Bugün ülkeyi kim yönetirse yönetsin, “reform programları”nı uygulamak ve emperyalist merkezlerin istek ve dayatmalarına boyun eğmek durumundadır. Zira, her açıdan emperyalizme bağımlı olan Türk burjuvazisinin çıkarları, emperyalizmle bütünleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, sermaye iktidarına karşı mücadele onun gerisindeki emperyalizmi hedef almak zorundadır. Türkiye’de kapitalist düzene karşı mücadele emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

31 Mart yerel seçim sonuçları, başta AKP olmak üzere dinci-faşist iktidarın yıpranıp zayıfladığı gerçeğinin kanıtlanması kabul edildi. Dolayısıyla Türkiye’de “normalleşme”nin başlayacağı ve “baharın gelmekte olduğu” umut ve beklentisine yol açtı. Ancak bunlar sınıf ve emekçiler payına dayanaktan yoksun temennilerdir. Zira işbirlikçi sermaye sınıfının, IMF’nin ve emperyalist odakların programını uygulamakta kusur etmeyen iktidar, işçi-emekçi düşmanı saldırılarına kalınan yerden devam edecektir.

Ağırlaşan krizin sonucu olarak planlanan yeni saldırılarla emekçileri zor günlerin beklediği kesindir. Seçimler nedeniyle ertelenen kemer sıkma saldırısı, önümüzdeki dönemde gündeme gelecektir. Ya IMF’ye başvurularak ya da “milli ve yerli” kemer sıkma politikası ağırlaştırılarak, acı reçete çalışan kitlelere yazılacak, krizin faturası onlara ödetilecektir. Nitekim tekelci burjuvazi “reformlar” konusunda hemen harekete geçilmesini istemiş, iktidar da bu konuda tekelci sermayeyle tam bir uyum içinde davranacağını beyan etmişti.

Burjuva muhalefeti de tekelci sermayenin ve emperyalistlerin programlarının uygulanmasını destekleme kararlılığındadır. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sandıklar açılır açılmaz iktidara yaptığı “ekonomik krizin sonuçlarına karşı birlikte davranma” çağrısı, düzen muhalefetinin de saldırı programına onay vermeye hazır olduğunu göstermektedir. Zira burjuva siyaset sahnesindeki çeşitliliğe ve aralarındaki dalaşmalara rağmen tümünün programı bir ve aynıdır. Bu, işbirlikçi sermayenin ve emperyalist efendilerinin baskı, sömürü ve yağma programıdır. Dolayısıyla tümü de işbirlikçi sermaye sınıfının ve emperyalist merkezlerin isteklerini karşılamak için yarışmaktadır.

TÜSİAD seçim öncesi ve sonrasında yaptığı “reform” çıkışıyla, ekonomik kriz programının tüm kapsamıyla bir an önce uygulanmasını talep etti. Erdoğan’ın ilk konuşmasında “bundan sonra reformlara odaklanacağız” demesi, mesajın alındığı ve sermaye sınıfının ihtiyaçlarının karşılanacağı anlamına geliyor. Vaadedilen reform ve yeni ekonomik program, ağır bir yıkım saldırısının yaşama geçirilmesi demektir.

AKP şefinin yıpranmış olmasından işbirlikçi tekelci burjuvazi ve uluslararası sermaye çevreleri hoşnutturlar. Oluşan tabloyu kendi ekonomik ve siyasal programlarını hayata geçirmek için bir fırsat olarak kullanacaklar, ağır kriz koşulları içinde bunalan AKP’yi denetim altına almakta zorlanmayacaklardır.

31 Mart sonrası bütün plan, “acı reçete”nin uygulanması yönündedir. “Acı reçete”nin uygulanması ise “sopa”ya daha fazla başvurmak demektir. Bu ülkenin tarihinde ağır sömürü koşullarına ve neoliberal saldırganlığa her zaman sistematik bir devlet terörü eşlik etmiştir. Sermaye devleti, ekonomik, sosyal ve siyasal hak ve özgürlükler isteyen sınıf ve emekçi kitlelerin karşısına hep çıplak zorla çıkmıştır. Şimdiki kriz programını hayata geçirmek de sermayenin “sopa”ya daha fazla başvurmasını zorunlu kılacaktır.

yıkımın sorumlusu aynı zamanda emperyalizmdir

İçeride olduğu kadar uluslararası planda da büyük sıkışmalar yaşayan Tayyip Erdoğan ve AKP-MHP bloku, kendisine olan desteği sürdürmeleri için emperyalist odaklara daha fazla yaltaklanacaklardır. Zira önümüzdeki süreç onları buna daha fazla mecbur hale getirmekte, emperyalistler de bunu bilmektedir. Dolayısıyla hırsızlıkta, düzenbazlıkta, ahlaksızlıkta ve gözü dönmüşlükte ölçü tanımayan dinci-faşist odağın, zaman zaman emperyalist efendileri karşısındaki efelenmelerine değil, ne yaptıklarına bakılmalıdır. 17 yıllık iktidarları boyunca yaptıkları emperyalistlerin hizmetinde olduklarının kanıtıdır. Bu hizmet ve kölelik devam edecek, ipleri emperyalist efendilerin ellerinde olacaktır.

Emperyalizme göbekten bağlı asalak sermaye sınıfının çürümüş temsilcisi AKP’yi yerli ve yabancı sermayenin çıkar ve istekleri ilgilendirmektedir. Önümüzdeki süreçte onların programı uygulanacak, kölelik zincirlerine yeni halkalar eklenecektir. Ülkemizdeki emperyalist egemenliğin temel dayanağı olan işbirlikçi büyük burjuvazi ve onun kokuşmuş kapitalist düzeni, emperyalist köleliğe mahkumdur. Başta ABD olmak üzere emperyalist merkezlere bin bir bağla bağlıdır ve onlar tarafından yönetilmektedir. Ülkemizin ekonomisine, maliyesine, siyasetine ve ordusuna onlar yön vermektedir.

Erdoğan’nın, “Ülkemiz son 17 yılda içeride güçlendikçe dışarıda da güçlenmiş, itibar kazanmıştır. Türk ekonomisi büyüdükçe Türk diplomatlarının etkisi büyümüştür. Türk demokrasisi ilerledikçe dış siyasette Türkiye’nin sözünün ağırlığı da artmıştır” lafları tam bir arsızlık örneğidir. Ekonomi bir kriz batağındadır, dış politika tümüyle çökmüştür ve dinci-faşist tek adam diktası egemen durumdadır. Dolayısıyla emperyalist odaklar önünde her zamankinden daha fazla diz çökmek dışında yapabilecekleri bir şey yoktur.

Emperyalizme köleliğin temelinde ekonomik ve mali kölelik bulunmakta, bu köleliğin sınıfsal dayanağını ise işbirlikçi tekelci burjuvazi ve onun iktidarı oluşturmaktadır. Bu iktidar varolduğu sürece ülkemiz üzerindeki emperyalist egemenliğe son verilemez. Türkiye’de sermaye iktidarının dümenine geçen tüm hükümetler Amerikancıdır ve emperyalist çıkarlara bekçilik yapmıştır. AKP de gelmiş geçmiş en Amerikancı hükümettir. Bugüne kadar ona paha biçilmez hizmetlerde bulunmuş, ülkeyi kardeş halklara karşı saldırı üssü haline getirmiştir. Bugün ülkeyi kim yönetirse yönetsin, “reform programları”nı uygulamak ve emperyalist merkezlerin istek ve dayatmalarına boyun eğmek durumundadır. Zira, her açıdan emperyalizme bağımlı olan Türk burjuvazisinin çıkarları, emperyalizmle bütünleşmeyi zorunlu kılmaktadır.

Dolayısıyla, sermaye iktidarına karşı mücadele onun gerisindeki emperyalizmi hedef almak zorundadır. Türkiye’de kapitalist düzene karşı mücadele emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kriz koşullarında sermaye sınıfının uygulayacağı program, sınıflar arası çatışmayı giderek derinleştirecek, sınıf mücadelesine yeni bir itilim kazandıracaktır. Sermayenin gündemdeki saldırı dalgası yılların birikiminin dışa vurmasını kolaylaştıracaktır.

Sermaye sınıfının gündemdeki ağır kemer sıkma saldırılarına karşı sınıf ve emekçi kitlelerin acil ekonomik, sosyal ve siyasal talepleri, “IMF, DB, DTÖ vb. emperyalist kuruluşlarla kölece ilişkilere son verilsin!”, “Emperyalistlerle açık-gizli tüm kölelik anlaşmaları iptal edilsin!”, “Bütün NATO-ABD üsleri kapatılsın!” vb. taleplerle bir arada ileri sürülmelidir.