Bu bir sınıf kavgası

“Bu ülkede 25 milyon işçi dünyayı üretiyoruz, bir avuç zengine kâr ettiriyoruz. Peki karşılığında daha fazla yoksullaşmıyor muyuz? Daha fazla ölüp fıtrata kurban gitmiyor muyuz? O halde neye boyun eğiyoruz? Bu bir sınıf kavgası...”

Makinadan günlük sayıyı aldıktan sonra, makinayı gelen arkadaşıma devrettim. Vardiyam bitti sonunda ama ben de bittim. Şu bel öldürecek beni. Şu borçları bir hafifletsem gideceğim doktora, şöyle bir hafta raporla kendime gelirim.

Mahmut’la giyindik çıkıyoruz. Tam bineceğim servise aklıma bir şey geldi. İki sokak ötede, sendikalaştıkları için işten atılan işçiler 2 haftadır direniyorlarmış. Dedim “Mahmut, hadi gidelim bir selam verelim, ne dersin?” “Tamam” dedi Mahmut. Mahmut’la çok güveniriz birbirimize. Petrol’ün oraya uğrayıp çay aldık, geçtik direniş alanına.

Fabrikanın ismi Dost Cam’dı. 180 işçi sendikaya üye olmalarına rağmen, patron bu örgütlülüğü tanımamış, polisi çağırıp işçileri kapı dışarı etmiş. Bununla da yetinmeyip 20 yıllık çalışanlarına bile içeriye zarar veriyorlar diyerek iftira atmış. “Oysa ki” diyor direnişteki abla, “sabah akşam demeden, yeri gelir 1-2 gün çocuğumuzu bile görmeden burayı var eden bizleriz, karşılığı bu oldu.”

Mahmut’la ikimiz hem abladaki o dik duruşa hem de kadınlarla erkekler arasındaki dostluk, paylaşım ve dayanışmaya hayran kalıp, direnişçi dostları selamlayarak oradan ayrıldık. 

Karşıyaka’ya geçtik sonrasında Mahmut’la, telefoncudan ekran koruyucu alacaktık. Tam o sırada bir müşteri daha girdi dükkana. Bir selfi çubuğu istedi, dükkan sahibi 25 lira dedi, alışveriş tamamlanınca müşteri çıkışa yöneldi. Ardından biz de tam çıkarken dükkandan, Suriyeli bir çocuk açım diye yanaştı bize. Çocuğu dönerciye götürüp yemek ısmarladık.

Ardından Mahmut’la oturduk kahvede, bir çay içelim dedik. O sıra dikkat ettim, Mahmut düşünceli.

“Ne oldu Mahmut?” dedim.

“Abi Suriyeli çocuğu düşündüm içim yandı. Nasıl bir dünya bu ki ufak çocuklara bile yaşam hakkı vermiyor. Düşünüyorum, bir çocuğum olsa ve benle eşim kaza yapsak, anne babalarımız da ölmüş olsaydı, ne olurdu çocuğumun hali? Düşünüyorum deniz kıyısındaki cansız Aylan bebeği, Mardin’de devlet adamlarının da dahliyle tecavüze uğrayan 16 yaşındaki N.Ç.’yi, Ensar Vakfı’nda yaşananları. Tüylerim diken diken oluyor.”

“Ee” dedim, “Mahmut, yani ne yapmalı?”

Dedi ki Mahmut bana, “Hani Dost Cam direnişine gittik ya bugün, ne güzeldi. O abla dimdik ayakta, oradaki herkes birbirine yardım etmekte, biri çayı, biri yemeği, biri temizliği bölüşmüş durumda. Bir de üstüne her gelen misafire güleryüz gösteriyorlar. Düşünüyorum abi, bizim böyle bir dünyaya ihtiyacımız var. Çocuğumun böyle bir dünyaya ihtiyacı var. Ancak böyle bir toplum sağlar tüm insanlığın güvencesini.

“Yani demem o ki bu ülkede 25 milyon işçi dünyayı üretiyoruz, bir avuç zengine kâr ettiriyoruz. Peki karşılığında daha fazla yoksullaşmıyor muyuz? Daha fazla ölüp fıtrata kurban gitmiyor muyuz? O halde neye boyun eğiyoruz? Bu bir sınıf kavgası...”

M. Erhan