Gladkov’un “Çimento”su… - K. Torlak

Gladkov savaş komünizmi yıllarında sosyalizmin inşasını, küçük bir kasabada var olan devrimci ilişkiler üzerinden ustaca anlatmaktadır.

Sovyet edebiyatının öncülerinden biri olan Fyodor Gladkov 1883 yılında Rusya’nın Saratov kasabasında doğmuştur. Otobiyografisinde dokuz yaşına kadar köyde yaşadığını, okuma yazmayı dindar bir adamdan öğrendiğini, ailesinden genel olarak eski halk hikayelerini dinlendiğini, bu hikayelerin kendi üzerinde büyük etkisi olduğunu yazmıştır. Yine aynı otobiyografisinde genç yaşta yaşadığı zorlukları anlatmıştır, bu dönemde okumaya büyük ilgi duymuş, bütün klasikleri okumuştur. Aynı dönem gimnazyum (bugünkü lise denginde okul) sınavını kazandığı halde parasızlıktan okula gidememiş ve çalışmak zorunda kalmıştır. Eczanede çıraklık, matbaada işçilik yaptığına, parasız kaldığı dönemde ise gıdasızlıktan hasta olduğuna değinmiştir.

Yirmili yaşlarda devrimci hareketle tanışarak “Sosyal Devrimci Parti” (SR) ile ilişki kurmuş, devrimci propaganda faaliyetleri yürütmüştür. Gladkov’un Bolşeviklerle tanışması ise 1906 yılına denk düşmektedir. Bolşevik Parti’nin içinde faaliyet yürütmeye başlaması ile birlikte, siyasi polisin dikkatini çekmiş, hakkında soruşturma açılmış, mahkeme kararı ile sürgün edilmiştir. Sürgün sonrası partili kimliğini koruyarak öğretmenlik yapmaya başlamış, ilk ebedi eserlerini de bu dönemde vermiştir. Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesi ile aktif devrimci faaliyete doğrudan katılmıştır.

Devrimden sonraki görevi Rusya’nın Novorossisk kentinde bir okulu tekrar faaliyete geçirmek olacaktır. Burada geçirdiği zaman boyunca çarlık yanlısı “beyazların” karşı devrimci girişimleri ve kenti istilasıyla karşılaşacak ve daha sonraları yazacağı “Çimento” romanında buradaki anılarından faydalanacaktır. Diğer çalışmaları “Çimento” kadar ilgi görmese de Gorki Edebiyat Enstitüsü’nün başkanlığını yapmış, 1950 yılında Stalin ödülü almıştır. Yazar 1958’de Moskova’da ölmüştür.

Kısa bir özet

Gleb Çumalov üç yıl önce Kızıl Ordu’ya yazılmış ve Bolşeviklerin safında iç savaşa katılmıştır. Savaştan sonra göğsündeki kızıl yıldız nişanı ile evine dönen Gleb bıraktığı hiçbir şeyi eskisi gibi bulamaz. Yaşadığı yerdeki büyük çimento fabrikası artık koyunların, keçilerin otladığı metruk bir fabrikaya dönmüş, çarkları bakımsızlıktan işlemez hale gelmiştir. Kasabanın insanları değişmiştir. En önemlisi de savaşa giderken geride bıraktığı karısı Daşa’nın inanılmaz değişimidir. Kocasına bağlı, tek mutluluğu kocasının mutluluğu olan eski Daşa gitmiş yerine örgütlü mücadele içinde parti faaliyetlerini yürüten, kadın kollarında görev yapan Bolşevik bir kadın gelmiştir. Gleb başlangıçta bu durumu pek kabullenemez, eski karısını, onu seven, ona bağlılık gösteren karısını ister. Tabii zamanla bu isteğinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anlayacaktır.

Gleb ile Daşa aynı evde kalmalarına rağmen iki farklı insan gibidirler. Daşa kadın kollarında örgütlenme çalışmasına devam ederken, Gleb de iç savaş dönemi boyunca işlemez hale getirilen çimento fabrikasını tekrar işler duruma getirmek için çalışmalara başlar. Gleb öncelikle fabrikayı ziyarete gider, beyazların fabrikayı karargah olarak kullanıp işlemez haline getirdiğini öğrenir. Tüm bunlar iç savaş döneminde, Gleb henüz Kızıl Ordu askeri iken olmuştur.

Fabrikadan dönerken eski arkadaşı Savçuk’a rastlar. Savçuk fabrika artık işlemediği için çalışmayan, yoksulluktan sürekli olarak karısı ile kavga eden umutsuz bir adam olmuştur. Aslında diğer işçi arkadaşları da pek farklı değildir. Fabrikaya geri döndüğünde müdüriyet binasının komite toplantı odası olduğunu görür, gizlice toplantıya katılır. Toplantıyı bir süre izler ve toplantıya müdahale ederek, “Fabrika için mücadele edeceğiz hepimiz, ölsem de, aklımı da kaçırsam fabrika çalışacak. Elbirliği ile çalıştıracağız. Diri diri yanmayı da göze alacağım. Fabrikanın bacalarından duman tütecek sonunda. Başımın üstüne yemin ederim size” der ve toplantıyı bitirir.

Gleb için tek sorun fabrikanın tekrardan çalışır duruma gelmesi değil, aynı zamanda da Kızıl Ordu’ya katılmadan önce evde kızı Nuyurka ile yalnız bıraktığı karısı Daşa’nın döndüğünde çok farklı biri olmasıdır. Gleb bir taraftan fabrikayla ilgilenirken diğer taraftan karısı ile ilişkisini eski haline döndürmeye çalışır ama Daşa artık çok değişmiştir.

Kitabın geri kalan kısmı Gleb ve Daşa’nın gözünden fabrikanın tekrar işletilmesi merkez alınarak ilerlemektedir. Bir tarafta bütün enerjisiyle çimento fabrikasını faaliyete geçirmeye çalışan eski Kızıl Ordu askeri Gleb, diğer tarafta ise kendini partiye adamış Daşa’nın devrimci mücadelesi…

Gladkov’un gözünden sosyalizmin inşası

Çimento yazarın en önemli ve en tanınmış kitabıdır. Bu ününü hem döneminin ilk örneği olmasına hem de içerik olarak sosyalist gerçekçilik tarzında yazılmasına borçludur. Bu yönüyle Çimento Sovyetler Birliği edebiyatının en iyi örneklerinden biridir. Kuşkusuz kitabı okuyan herkes de bu şekilde düşünecektir. Kitapta olay örgüsü bir fabrikanın tekrar işletilmesi şeklinde ilerlese de esasında eski insan ile yeni insanın çatışmasını konu almıştır. Gleb Çumalov ile eşi Daşa arasındaki ilişki özellikle eski-yeni ilişkisini yansıtmaktadır. Gleb Kızıl Ordu’da görev yapmasına rağmen ideolojik olarak eski insandır, tersine karısı Daşa ise parti içinde önemli görevleri olan biridir. Kitapta Daşa’yı zaman zaman Lenin’in klasiklerini okurken de görmekteyiz. Gladkov, Gleb’de çalışkan ve örgütleyici ama eski insan tipini gösterirken, Daşa’da parti meselelerine kafa yoran, ideolojik bağı güçlenmiş yeni insan tipini yaratmıştır.

Genel olarak bakacak olursak devrim sonrası Rusya’da bir sahil kasabasındaki iç savaş sırasında oldukça yıpranmış olan çimento fabrikasının yeniden inşası süreci içinde yeni insanı eski insanla çarpıştırarak ilerleten yazar, birçok konuya da değinmiştir. Bunların içinde en göze çarpanları kadın-erkek eşitsizliği, bölge komitesi içerisindeki bazı komite üyelerinin yozlaşması, komite içerisindeki bürokrasi gibi sorunlardır.

Gladkov savaş komünizmi yıllarında sosyalizmin inşasını, küçük bir kasabada var olan devrimci ilişkiler üzerinden ustaca anlatmaktadır. Bu noktada Gleb Çumalov’un elinde kızıl bayrakla fabrikayı açarken yaptığı konuşmayı aktarmak yararlı olacaktır: 

Büyük sözler değildir bize gerekli olan yoldaşlar. Gevezelik değildir istediğimiz. Kafamızı sağlam ve uyanık tutmak, işe sımsıkı sarılmaktır bizim meselemiz. İşte böyle koymalıyız meseleyi. Üretimin artması için şuurlu çalışmak görevdir, en tabii şeydir yoldaşlar. Birimiz değil, hepimiz böyle çalıştık. El ele!.. Ben kahramansam eğer, hepimiz kahramanız. Ve eğer bütün gücümüzü kahramanlık derecesinde feda edemiyorsak işe yaramaz herifleriz demektir, o zaman şeytan tepsin hepimizi! Fakat, size şunu söyleyeceğim yoldaşlar: Her şeyi kuracağız, yaratacağız biz, eğer mühendisimiz Kleist çapında daha çok teknisyenimiz olursa ve gerekli bazı şeyleri de tamamlarsak, Avrupa’daki üstünlüğe yetişeceğiz. Başaracağız yoldaşlar! Başarmalıyız! Kanımızla ayaklandırdık şu ihtiyar dünyayı. Ateş olduk hepimiz, şimdi en önemli hedef çalışma alanında ilerlemektir, üretimi havsalanın alamayacağı ölçüde yükseltmek ve zenginleştirmektir. Beynimiz ve kaslarımız titriyor. Yorgunluktan gelmiyor bu, yeni işler bekliyorlar bizden, istiyorlar. Sosyalizmi ve işçi kültürünü kuruyoruz şimdi. Zafere doğru yürüyoruz yoldaşlar!”

Devrimci okurun beğenisini kazanan kitap Türkiye’de bir dönem, komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile yasaklanmıştır. Yasaklı olduğu dönemlerde “Fabrika” ismiyle basılmış ve dağıtılmıştır. Özellikle genç kuşaklar, Çimento’dan çok şey öğreneceklerdir.