Hepsi bu...

Korkuyorum, hem de çok. Ama onurumla bugün ölmeyi, yarın susup, onursuzlaşarak ölmeye yeğliyorum. Yani sıtmaya razı olmuyorum. Hepsi bu...

Korku en iyi yönetme biçimidir. Çocukken öcülerle, cinlerle korkutur çocuğun yapmaması gereken şeyleri yaptırmamaya çalışırız. Yaş büyüdükçe duruma göre korku nedenleri bulur, öyle sınırlarız kişiyi. Kitleleri yönetmenin, daha doğrusu çıkarımıza bir şeyler yaptırmanın en etkili yolu da korkudur. Yüzyıllar önce isyan eden ya da başkaldıran köleleri niçin vahşice öldürdüler? Diğer kölelere korku yaymak için. Etkili de oldu. Kaçmaya çalışan köle vahşice öldürüldüğünde diğer köleleri kaçma fikrinden caydırdı. Aynı köleler belki her gün birer ikişer ölüyor, ama öldürülme korkusuyla tek ses etmiyorlardı. Köle sahiplerinden aldık korku mirasını. Biz de iyi kullanıyoruz. Biz bir de ödüllendirmeyi koyduk devreye. Bizim çıkarlarımıza aykırı hareket edecek olanları korkutuyor, çıkarımıza uygun davrananları ödüllendiriyoruz…”

Selin kitapta bu satırları okuduğunda elbette dehşete düşmedi. Bildiği bir şeyi hatırlatıyordu. Odanın diğer ucunda kitap okuyan Rıfat’a döndü ve sordu.

- Rıfat sana bir soru soracağım. İnsan korktuğu için mi kaçar, yoksa kaçtığı için mi korkar?

- Korktuğu için kaçar Selin. Bazen korkuyu abartır ama korkmasa niye kaçsın insan?

- İyi ama köpekten kaçan birinin az sonra yıkılacağını bildiği bir binaya sığınması tuhaf değil mi?

- Tuhaf, fakat böyle yapan yok ki.

- Aman, ben de mecazi olarak böyle örnekledim. İşten atılmaktan korktuğu için ölümle koyun koyuna çalışıp, ölen işçilerin durumu benim örneğimden çok mu farklı? Çoluğum çocuğum sefil olmasın diye her an patlama veya göçük olma ihtimalini bile bile madene giren işçilerin çoluk çocukları sefil olmuyor mu?

- Seni anladım Selin. Şimdi sözü toplumun korkmasına getireceksin. Toplum korkuyor çünkü bunlar ha bire iç savaş çıkar diyor. Daha geçen Peker denen tetikçi silahlanın çağrısı yaptı. Silahlanıyor da...

Bu temadan devam etti Selin:

- Peki Peker’in adamları silahsız mı?

- Sanmam.

- Öyleyse bu çağrıyı kime yaptı? O söyledikleri yüzde elliye mi? Silahlar vb. her şey şu an bunların elinde değil mi? İsteseler değil yüzde elliye, yüzde yüze bir günde silah dağıtırlar. 15 Temmuz’da silah dağıtmadılar mı? Sence o gün her önüne gelene mi silah verdiler, yoksa kendi bildikleri kişilere mi?

- Tam bilmiyorum ama her önüne gelene silah vermemişlerdir. Kendi adamlarına silah vermişlerdir.

- Muhtemelen öyle Rıfat. Birincisi silahlanan bir işçi silahı bize karşı da kullanabilir, ama onlara da doğrultabilir. Çünkü savaş ganimetleriyle değil, az önce silah verdiği işçiyi sömürerek zenginliğine zenginlik katacaklar. Silahlı bir işçinin silahı onlara çevirme ihtimali de var. Üstelik zenginliği paylaşmak için sürekli birbirine giriyor bunlar. Gülencilerle kol kola yürüdüler. Ama paylaşılacak zenginlik artınca gırtlak gırtlağa geldiler. Dünkü bakanlar, hatta Cumhurbaşkanı bile bugün bunlara rakip oluyor. Böyle bir tabloda, halkın silahlanması onlar için de bir risk. Silahlar patlayabilir. Ölümler de olur ama iç savaş gibi bir şey onlar için de riskli. Bu tehditlerle ölümü gösterip, sıtmaya razı ediyorlar. Razı ettikleri sıtmanın ilacı var ama bunların elinde. Vermeyecekler de... Yani razı olunan sıtma bugün değil, yarın ölüm demek.

- İyi, hoş söylüyorsun Selin ama sen hiç korkmuyor musun?

- Korkuyorum, hem de çok. Ama onurumla bugün ölmeyi, yarın susup, onursuzlaşarak ölmeye yeğliyorum. Yani sıtmaya razı olmuyorum. Hepsi bu...

H. Ortakçı