Dünün bugünle ‘rastlantısı’ / I - M. İlkan

1917 Şubat’ından Ekim’ine kadar geçen sürede yaşananlar, özellikle de Temmuz gösterileri ve sonrasındaki gelişmeler, bugüne dair anlattıklarımızın dünün tekerrürü olduğunu doğruluyor. İşte bunlardan biri, Lenin’in Alman ajanı olduğu iddiası ve bu eksendeki gelişmeler, okura, geçmişteki kimi olaylarla bugünün dünyasında yaşananlar arasında ne büyük bir benzerlik olduğunu göstermektedir.

“Alman ajanı” Lenin

 

Ne garip, olayların kökenini binlerce fersah ötede aramak merakı, sokaklarımızı yıkayan dereyi Nil’in kaynaklarından akıtmak kadar saçma!”

Victor Hugo*

Bugünün dünyasında toplum çok yönlü manipülasyon ve dezenformasyona maruz kalıyor. Medyanın ulaştığı devasa boyutlar ve teknolojinin sunduğu imkanlarla birlikte, toplumu ilgilendiren hemen her konu üzerinden sistematik bir bilinç bulanıklığı yaratılmaya çalışılıyor.

En çok da toplumsal öfke patlamaları bugünkü düzenin sahipleri tarafından çarpıtılmaya çalışılıyor. Kitlelerin talepleri görmezden gelinmeye, taleplerini ifade ettikleri eylem biçimleri de manipülasyonlarla karalanmaya çalışılıyor. Harekete geçen kitleler toplumun genelinden ayrıştırılmaya, yalnızlaştırılmaya ve beraberinde devreye sokulan baskı ve zor mekanizmalarıyla ezilmeye/sindirilmeye çalışılıyor.

Son dönemde Macaristan’da “kölelik yasası” olarak tanımlanan saldırıya karşı örgütlenen kitlesel protestolar Victor Orban hükümeti tarafından “Soros’un oyunu” söylemiyle karalanmak isteniyor örneğin. Keza, kim olduğunu tam olarak bilmeseler bile ‘Soros’ Türkiyeli emekçiler için de çok tanıdık bir isim. Bunun yanında, “dış mihraklar” ve “dış güçlerin oyunu” gibi ifadeler Türkiye gündeminde sıklıkla yer buluyor, emekçilerin gündelik yaşamlarına bile sirayet ediyor. Nihayet Fransız devleti de daha fazla gecikmedi ve son döneme damga vuran Sarı Yelekliler’in eylemlerinin arkasında “dış güçlerin olabileceği” iddialarını gündeme getirdi.

Düzenin sahiplerinin bu bilindik taktiği yeni bir durum değil. Tarihin birçok evresinde benzer örneklere rastlamak mümkün. Bunlardan en çarpıcı olanlarından biri de kuşkusuz Ekim Devrimi tarihinde bulunuyor. 1917 Şubat’ından Ekim’ine kadar geçen sürede yaşananlar, özellikle de Temmuz gösterileri ve sonrasındaki gelişmeler, bugüne dair anlattıklarımızın dünün tekerrürü olduğunu doğruluyor. İşte bunlardan biri, Lenin’in Alman ajanı olduğu iddiası ve bu eksendeki gelişmeler, okura, geçmişteki kimi olaylarla bugünün dünyasında yaşananlar arasında ne büyük bir benzerlik olduğunu göstermektedir.

1917 Temmuz gösterileri ve kara propaganda

3-5 Temmuz gösterilerinin fırtınası içinde, Geçici Hükümet eylemlere ve Bolşeviklere karşı karalama kampanyasına başladı. Temmuz gösterilerinin Alman ajanlarının desteğiyle tertiplendiği yönünde haberler yayılırken, özellikle Lenin suçlama ve karalamaların hedefi haline getirildi. Lenin açıkça “Alman ajanı” olmakla suçlandı.

Oysa Lenin, Temmuz gösterilerinin çok daha öncesinde Alman ajanı olmakla suçlanmıştı. Lenin’in ‘Almanya içinden geçme izni’ almasını fırsat bilen Malenkaya Gazeta ve Lenin’in “sarı, adi, kirli bir paçavra” olarak nitelediği Jivoye Slovo (Yaşayan Söz) gibi monarşi yanlısı Petrograd gazeteleri, Lenin’i Alman ajanı olmakla suçlamış, Lenin’in savaş karşıtı tutumunu ve Geçici Hükümet’i devirme isteğini suçlamaların kanıtı saymıştı. Ancak kitlelerin Bolşeviklere ve devrimci politikaya duyduğu yakınlık nedeniyle iddialar ciddiye alınmamıştı.

Geçici Hükümet de “Alman ajanı” manipülasyonunu Temmuz günlerinde yeniden gündeme getirerek, gösterilere gölge düşürmeyi ve sallanan iktidarını korumayı amaçlıyordu. Tek nedeni olmamakla birlikte, Geçici Hükümet’in Lenin hakkında sözde “ifşa” belgesi sunmasının özellikle tarafsız askeri birliklerde Bolşevikler aleyhinde yarattığı etkinin Temmuz gösterilerinin sona ermesinde oynadığı rol de biliniyor.

Bunun yanında, Temmuz gösterilerinin ardından başlayacak karşı-devrimci saldırı furyasında da bu iddia dayanak haline getirilecek, Lenin hedef gösterilecek ve tutuklanması amaçlanacaktı.

Düzmece iddialar ve kanıtsız soruşturma

16 Mayıs’tan beri Geçici Hükümet’in savaş bakanlığını yapan Devrimci Sosyalist Parti’nin lideri Aleksandr Kerenski, Nisan ayından bu yana elinde tuttuğu sözde çürütülemez bir belgeyi Temmuz gösterilerini fırsat bilerek gündeme getirdi. Bu belge, Almanlara esir düşen ve ‘Almanya’yla ayrı bir barış yapılması lehinde propaganda yapması’ koşuluyla serbest bırakılan 16. Sibirya Alayı’ndan Asteğmen Ermolenko adlı provokatörün tanıklığı üzerinden ordunun komuta kademesi tarafından hazırlanan rapordu. Lenin’in Alman Askeri Yüksek Komutanlığı ile gizli bir anlaşma yaptığı öne sürülen raporun tek dayanağı, Ermolenko’nın, “serbest bırakıldığı zaman yanına gelen Alman komuta kademesinden iki subayın Lenin ve bağımsızlık yanlısı bir Ukraynalının daha kendisiyle aynı görevi üstlendiğini söylediği” iddiasıydı.

Bolşeviklere ağır bir darbe vurmak için itinalı davranan Kerenski, konuyla ilgili gizli bir soruşturma başlattı. Görevlendirilen sorgu yargıcına, provokatörün iddialarını destekleyecek mümkün olduğunca çok kanıt toplaması emri verildi. Büyük bir şevkle çalışmaya koyulan sorgu yargıcının yanında, generaller, yüksek görevli memurlar ve polisler de tüm çabalarına rağmen soruşturmada delil olarak kullanılabilecek en ufak bir kanıt bulamadılar.

Soruşturma için çalışanlardan biri olan Petrograd eski Emniyet Müdürü Globatçev, nafile çabalarına ilişkin olarak, “Emniyet müdürlüğümüzde Lenin’in Rusya’da Almanların yardım parasıyla ülkeye zarar vermek için çalıştığına dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır, en azından ben bu görevdeyken hiçbir kanıt yoktu” der.

Petrograd askeri bölgesi karşı casusluk örgütünün şefi Yakubov da “Lenin’in Alman askeri yetkilileriyle gizli bir ilişkisi olduğuna dair hiçbir bilgim olmadığı gibi, Lenin’in hangi kaynaklarla çalıştığına dair de hiçbir şey bilmiyorum” der.

Soruşturma tam bir çıkmaza girmişti. Tam da bu esnada Burstayn adlı polis muhbirinin iddiaları Geçici Hükümet’in imdadına yetişti. Karanlık işler çeviren bu polis muhbiri, Stockholm’de bir Alman casusluk örgütü olduğunu ve Lenin’in İsveç’te yaşayan gizli görevlisi Ganetzki aracılığıyla bu casusluk örgütüyle ilişki kurduğunu ileri sürdü. Öne sürdüğü sözde kanıt ise bağlantı görevini yürüttüğünü iddia ettiği Sovyet Yürütme Komitesi üyesi Avukat Koslavski’nin banka hesabına yurt dışından para yatırılıyor olmasıydı. Muhbirin iddiasına göre; Ganetzki ve Koslavski döviz ve eşya kaçakçılığı, yasadışı ipek çorap ithalatı gibi işler yapıyordu. Koslavski’nin hesabına yatırılan para da gerçekte Lenin için gönderiliyordu.

İlk ‘etki denemesi’ tarafsız birlikler üzerinde

Geçici Hükümet’in Adalet Bakanı Pereverzev, Temmuz gösterilerinin etkisini dağıtmak için, Lenin hakkındaki bu düzmece belgeleri kullanmaya karar verdi. Bunu ilk olarak gösterilere katılmayan, fakat Geçici Hükümet’e de destek vermeyen askeri birlikler üzerinde kullandı. 4 Temmuz’da Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılan Preobrajenski Alayı temsilcilerine iddialara ilişkin belgeleri gösterdi. İddianın Lenin aleyhinde yarattığı etki görülünce, bu “ifşa” belgesi, benzer düşüncelere sahip diğer alay temsilcilerine de gönderildi.

Pereverzev kısa bir süre sonra savunmasında “Bu bilgiyi ifşa etmenin, tarafsızlıklarını sürdürmelerini imkansız hale getireceğini düşünmüştüm” dedi ve ekledi: “Bu büyük suçun köklerinin tamamı ile ilgili kesin bir açıklama yapmakla belirsiz bir tarih tehdidi ile hükümeti devirme tehlikesi içeren bu isyanın hemen bastırılması arasında bir tercihte bulunmak zorunda kaldım.”

Sosyalist Devrimci N. Arski de anılarında, “Bolşevik ayaklanmasının Almanların çıkarına olduğu haberi garnizon içerisinde çabucak yayıldı ve her yerde büyük bir etki yarattı. Önceden tarafsız olduklarını söyleyen alaylar şimdi isyanı bastırmaya ant içiyordu” diyordu.

“İfşa belgesi” basında

Belgenin tarafsız birliklerde yarattığı etkinin görülmesiyle, Petrograd askeri bölgesi komuta kademesi ile Pereverzev’in anlaşmasının ardından, sözde “ifşa” belgesi “ertesi gün yayınlanması ricası”yla gazetelere gönderildi.

Durumdan haberi olan Stalin’in Sovyet Yürütme Komitesi Başkanı Çeidze’ye ulaşmasının ardından, Çeidze gazetelerin yazı işlerine ulaşarak belgenin yayınlanmamasını istedi. Birkaç tereddütlü cevapla birlikte, belgenin yayınlanmayacağı sözü aldı. Fakat eski bir sosyal demokrat ve II. Duma üyesi G. Alksinski ile Narodnaya Volya Partisi’nin eski üyelerinden V. Pankratov, Jivoye Slovo’nun 5 Temmuz tarihli sayısında belgeyi yayınladı. Petrograd’da belgeyi yayınlayan tek gazetenin birinci sayfasında, üç sütun üzerinde yayınlanan haberde “Lenin Alman ajanı” ifadesi yer aldı.

İddiaların Preobrajenski Alayı üzerindeki etkisi tipik bir tepki yaratırken, belgelerin Jivoye Slovo’da yayınlanmasının ardından, Bolşeviklere karşı nefret genel bir tepki haline geldi. Temmuz gösterilerinin sona ermesinin hemen ardından, 5 Temmuz günü öğle saatlerinde, Petrograd’ın işçi bölgeleri dışındaki bölümlerinin kontrolü Geçici Hükümet’e sadık birlikler tarafından ele geçirildi. Bu birliklerin kontrolü altındaki bölgelerde ise Bolşeviklere karşı düşmanlık birikti. Öyle ki, şehrin bazı bölgeleri Bolşevikler için güvensiz hale geldi.

Bu karşı-devrimci saldırıya Menşevikler de çanak tutuyordu. Menşevik lider Dan, Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede gösterilere gölge düşürecek söylemler kullanarak, “Alman Genelkurmayı’na bağlı ajanların, 3-5 Temmuz hareketleri tipindeki bütün hareketlere fiilen iştirak ettiklerine tamamen inanmakla beraber, hiçbir Bolşeviğin ve hele Bolşevik Partisi’nin bütünüyle Alman casusu olduğu konusunda bir suçlamada bulunamam” dedi.

Prens Lvov’un istifasının ardından 8 Temmuz’da Geçici Hükümet’in başbakanlığına seçilen Devrimci Sosyalist Parti’nin lideri Aleksandr Kerenski de açıkça eylemleri ve Bolşevikleri hedef gösterdi. Aynı gün “Petrograd’daki karışıklıkların, Alman hükümet ajanlarının yardımı ile örgütlendiğine dair çok inandırıcı kanıtlar var” diyen Kerenski, “Kardeşlerinin kanıyla ve ülkelerine karşı ağır suç işlemekle kendilerini lekeleyen kimseler ile bunlara öncülük edenler tutuklanmaktadırlar” ifadeleriyle karşı-devrimci saldırıların artacağını ilan ediyordu.

 

Victor Hugo‘Bir İdam Mahkumunun Son Günü’ adlı kitabının ilk baskısını (1829) kendi adını açıklamadan yayınlamış, böylece ‘ölüm cezasının kaldırılması’ konusunu topluma tartıştırmak istemişti. Kitap çıktığında birkaç kişi yazarın düşüncesinin tartışmaya değer olduğunu söylüyordu; fakat buluştuğu kesimin bir kısmı kitabın “bir İngiliz kitabı olduğunu” öne sürüyor, bir kısmı da “Bu bir Amerikan kitabıdır” diyordu. Hugo bu duruma tepkisini, kitabın ikinci basımı (1832) için kaleme aldığı önsözde “Ne garip, olayların kökenini binlerce fersah ötede aramak merakı, sokaklarımızı yıkayan dereyi Nil’in kaynaklarından akıtmak kadar saçma!” ifadeleriyle dile getirdi.

 

Kaynaklar

1) Devrime Doğru (Petrograd Bolşevikleri ve 1917 Temmuz Ayaklanması), Alexander Rabinowitch, Yordam Kitap

2) 1917 Sovyet Devrimi-I, Evrensel Basım Yayın

3) Lenin, Gerard Walter, Nisan Yayımcılık