TKİP VI. Kongresi Belgeleri... Sınıf çalışmamızın sorun alanları

Siyasal gerçeklerin, onların dayandığı temel sınıf ilişkilerinin açıklanması, bu gerçekler ışığında işçilerin dikkatinin devlet ve iktidar ilişkilerine yöneltilmesi, geniş sınıf kesimlerinin bu gerçeklerin yön verdiği hedefler doğrultusunda mücadeleye sevk edilmesi, böylece bağımsız politik bir hatta birleştirilmesi, nihayet böyle bir mücadele içinde siyasal olarak eğitilen sınıfın öncüsünün devrimci sınıf partisiyle buluşturulması... Tüm bunları hedef alan bir pratiğin sınıf çalışmamıza hâkim kılınması, önümüzde duran temel görevlerden biridir.

Sınıf çalışmamız özellikle son yıllarda önemli bir gelişim ve değişim süreci içindedir. 2007’de toplanan II. Parti Kongresi’nden bu yana süregiden müdahalelerin ürünü olarak parti çalışması artık sınıf zeminine oturmuş durumdadır. Henüz sınıf içinden gereğince kadrolaşma yaşanamasa da partinin ilişki ağının neredeyse tamamını, artık işçiler ve emekçiler oluşturmaktadır. Partinin sınıf kitleleri ve hareketi için henüz bir güç odağı oluşturamaması ise bu gelişmenin halihazırdaki sınırlarına işaret etmektedir. Öte yandan özellikle Greif Direnişi ve Metal Fırtınası süreci sonrasında daha açık biçimde ortaya çıkmıştır ki, parti artık sınıf mücadelesinde yeni ve farklı bir tarzın yalnızca savunucu değil, aynı zamanda fiili örgütleyicisi konumundadır.

Bu gelişimin sınıf hareketinin dibe vurduğu koşullarda yaşanıyor olması, siyasal ve toplumsal gericiliğin sınıf kitlelerini içine aldığı boğucu atmosfere rağmen hayat bulması, örgütsel planda yaşadığımız daralmaya ve faaliyet kapasitesi açısından yaşadığımız gerilmeye rağmen gerçekleşmesi, kuşkusuz fazlasıyla dikkate değerdir. En güç ve elverişsiz koşullar altında elde edilebilen belli bir başarının ifadesidir.

Sınıf içinde kalıcı mevziler yaratma alanındaki zayıflığımızın ve devrimci örgüt alanındaki yetersizliklerimizin gölgesinde kalan bu gelişme, herşeyden önce gösterdiğimiz ısrar ve kararlılığın ürünüdür. Parti nesnel süreçlerin ötesinde, ideolojik ve politik varlığının doğal bir sonuca olarak “döne döne sınıfa gitmekte”, bu tür bir inat ve istikrarın sağladığı çok yönlü birikim ve deneyim ise, günün tüm olumsuz şartlarına rağmen çalışmamızdaki gelişimin temel dinamiği olabilmektedir.

Sınıf hareketi ve partinin sınıf çalışması

Türkiye’deki siyasal tabloya bakıldığında, belki de son otuz yılda en değişmeden kalan olgu, sınıf hareketinin geri tablosudur. Sınıf hareketi içinde bulunduğu parçalı dağınık tabloyu bir türlü aşamamakta, bilinç ve örgütlülük düzeyindeki zayıflık giderilememekte, mücadele kapasitesi ve temposunda anlamlı bir gelişim gösterememektedir.

Toplumsal gerilim ve çatışmaların şiddetiyle ters orantılı biçimde gün gün gerileyen hareket, bugün iktisadi-sendikal zeminde dahi etkin bir varlık göstermemektedir. Altan alta oluşan mücadele dinamikleri ya bu geri tablo içinde ezilmekte ya da kısmi kazanımlarla (istisnai olarak), hareketinin genel durumunda özel bir değişiklik yaratmadan geri çekilmektedir.

Hareketin içindeki öncü sayılabilecek unsurlar yalnızca devrimci bir düşünüş tarzından değil, kararlı bir mücadele anlayışından da uzaktırlar. Sendikal örgütlenme hemen hemen tek biçimdir. Bu mücadele içinde öne çıkan güçler ya bürokratik sendikacılık tarafından biçimlendirilerek, böylece bürokratik çarkın taze dayanakları haline getirilmekte ya da sendikal süreçlerin dışına itilmektedir.

Siyasal baskı ve zorbalığa teslim oluşun öncü kesimlerde yarattığı yozlaşma ve sosyal sorunların ürünü olan çürüme olgularının üstesinden gelinememekte, dinsel gericiliğin geniş kesimler üzerindeki etkisi kırılamamakta, siyasal süreçlerin yol açtığı kutuplaşma işçi sınıfını farklı kamplara bölmeye devam etmektedir.

Birçok nedeni bulunan bu durumda belirgin bir değişiklik yaşanamadığı sürece sınıf çalışmamızın sonuçlarının sınırlı kalması neredeyse kaçınılmazdır.

Bu gerçeğin farkında olmak bizi kolaycı beklentilerden korumakla kalmayacak, aynı zamanda çalışmamızın sorun alanlarını ve bunların çözümündeki önceliklerimizi doğru tespit edebilmemize de yardımcı olacaktır.

Mevcut tabloya, onun nesnel güçlüklerine yaptığımız bu vurgular, sınıf çalışması alanındaki hata ve eksiklilerimizi, zaaf ve yetersizliklerimizi, nesnel süreçlerin kaçınılmaz akıbeti olarak sunmak için değildir kuşkusuz. Aksine, bugün bizim yapmamız gereken, kendi zayıflık alanlarımıza yoğunlaşmak ve bunları aşmak için çok yönlü bir çaba göstermektir. Zira başka türlüsü umutsuz, amaçsız, tek düze bir çalışma içinde koşulların değişmesini beklemek manasına gelir. Bunun da pasifizm ve kuyrukçuluk dışında yaratabileceği bir sonuç yoktur.

Sınıf çalışmamızın en öncelikli sorun alanı

Bugün sınıf çalışmamızın en önemli sorun alanı, çalışmanın siyasal muhtevasındaki zayıflamadır. Sınıf hareketi uzun süredir kendini daha çok fabrika merkezli ya da en fazla Metal Fırtına’da olduğu gibi sektörel çıkışlar planında ortaya koyabilmektedir. Temel dinamik fabrika ya da sektör içi dar ekonomik sorunlar ve istemlerdir.

Günün koşullarında sınıf çalışmamızın bu istem ve talepleri fazlasıyla önemsemesi gerektiği açıktır. Ancak, devrimci sınıf faaliyetinin esas yönünü, sınıfı siyasal mücadele alanına çekme çabası oluşturur. Diğer bütün dinamikler bu çabaya hizmet eden, onu güçlendiren dayanaklar olarak ele alınır.

Ekonomik mücadelenin geniş işçi kesimlerini fiziki ve moral yozlaşmadan korumak gibi çok özel ve önemli bir yan taşıyor oluşu, ya da sınıf eyleminin bugün için ekonomik mücadele zemininde yükselmesi olgusu, bu durumu değiştirmez.

Ekonomik mücadele-siyasal mücadele ilişkisi

Ekonomik mücadelenin kendi sınırları içindeki önemi ve kendi yönünden siyasal müdahale için uygun bir zemin yarattığı, kuşkusuz doğrudur. Ancak bundan çıkarılması gereken sonuç, ekonomik mücadele ile siyasal mücadelenin organik biçimde birleştirilmesinin ne denli hayati önem taşıdığıdır.

Bazen saflarımızda bile belli belirsiz yankısı olabilen, “sınıf önce ekonomik mücadele verir, bu mücadele içinde birliğini ve eğitimini güçlendirdiği koşullarda ise siyasal mücadeleye atılır” türü ekonomist yaklaşımlar, hem hayatın gerçeklerine, hem de marksist dünya görüşüne aykırıdır. Dahası bu tür aşamacı yaklaşımlar, sınıf mücadelesinin biçimleri arasına duvarlar örme riski barındırır. Teorik, siyasal ve ekonomik biçimler içinde sınıf mücadelesi organik bir bütündür. Bu bütünlük içinde kavranmak kaydıyla, kuşkusuz önemli ve tayin edici olan politik mücadeledir. Devrimci bir parti için esas olan budur.

Dönemsel ya da taktik nedenlerle ekonomik ya da teorik mücadelenin göreli önem taşıdığı durumlar olabilir. Ama politik mücadelenin tayin edici rolü koşullara ya da taktiklere göre değişmez. Sınıf mücadelesinin hangi evreden geçtiği ya da hangi biçimi kazandığından bağımsız olarak bu böyledir. En geri düzeydeki mücadeleler dahi işçi sınıfının politik iktidarı ele geçirme mücadelesine tabi olarak ele alınmak durumundadır. Bu reformizm ile devrimcilik arasındaki temel ayrım çizgilerden biridir. Ortaya çıkışından bu yana hareketimiz bu temel ilkelere bağlı kalmış, bunlara programı üzerinden sağlam bir temel kazandırmıştır. Bu konuda herhangi bir sapma ya da kafa karışıklığının yol açabileceği sonuçlar konusunda hep açık bir fikre sahip olmuş, bu türden eğilimlere karşı büyük bir hassasiyet göstermiştir.

Ancak sınıf çalışmamız gözden geçirildiğinde görülmektedir ki, marksist teorinin ve partimizin bakış açısının temel yapı taşları kabul edilen bu yaklaşımlar, sınıf hareketinin mevcut geri tablosunun da etkisiyle, pratik çalışmamızda her zaman gereğince gözetilemeyebilmiştir.

Çalışma darlıklardan kurtarılmalıdır

Bugün bazı alanlarda sınıf çalışmamızın ağırlıklı kısmını fabrika içi gündemler ve ona dayalı sendikal çalışmalar oluşturmaktadır. Genel olarak sınıf çalışmasının, özel olarak fabrika çalışmalarının bu tür darlıklardan çıkarılması gerekir. Bu türden darlıklar giderilmediği sürece ne fabrikalarda gerçek mevziler yaratılabilir, ne de devrimci bir sınıf hareketini geliştirme çabasında anlamlı bir yol kat edilebilir.

Siyasal gerçeklerin, onların dayandığı temel sınıf ilişkilerinin açıklanması, bu gerçekler ışığında işçilerin dikkatinin devlet ve iktidar ilişkilerine yöneltilmesi, geniş sınıf kesimlerinin bu gerçeklerin yön verdiği hedefler doğrultusunda mücadeleye sevk edilmesi, böylece bağımsız politik bir hatta birleştirilmesi, nihayet böyle bir mücadele içinde siyasal olarak eğitilen sınıfın öncüsünün devrimci sınıf partisiyle buluşturulması... Tüm bunları hedef alan bir pratiğin sınıf çalışmamıza hâkim kılınması, önümüzde duran temel görevlerden biridir.

Bu görevin yerine getirilebilmesi için, tüm siyasal ve sosyal sorunlar, emperyalist savaş, saldırganlık ve militarizm, baskı ve terör, antiemperyalist ve demokratik talepler, ezilen ulus ve mezheplere ilişkin sorunlar, sosyal yıkım saldırıları vb. başlıklar, sınıfa dönük faaliyetimizde daha belirgin ve somut bir yer tutabilmelidir. Bu alandaki yetersizliklerin üzerine gidilmeden, çalışmanın siyasal niteliğinin güçlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Özellikle son bir yılda bu yönlü atılan adımlar güçlendirilmelidir. Gerek fabrika içi gündemler ile siyasal gündemler arasındaki bağın güçlendirilmesi, gerekse siyasal gündemlerin sınıf bölüklerine taşınması konusunda daha güçlü ve kapsamlı adımlar atılmalıdır.

Sınıf çalışmamızın merkezileştirilmesi sorunu

Sınıf çalışmamızda öne çıkan bir diğer sorun alanı, değişik yerellerde süregiden çalışmalar arasında bütünlüğün sağlanmasıdır. Birçok yoldaş yerinde bir tutumla bu ihtiyacı gündeme getirmektedir. Ancak merkezileşmeden ne anlaşılması gerektiği önemlidir. Özellikle sınıf hareketi tablosunun parçalı ve dağınık olduğu, kendini tek tek mevziler üzerinden ifade ettiği koşullarda, sınıfa müdahalemizin bu özgünlüğü gözeten bir içeriğe sahip olması kaçınılmazdır. Bugünün koşullarında her türlü yerel özgünlük, gündem ve konuyu kendi çalışmasının temel dayanağı haline getirmeyen bir çalışmanın büyüyüp gelişmesi oldukça zor olacaktır.

Bu yüzden merkezileşmeden anlaşılması gereken, ortak politik içeriktir. Yerel inisiyatif ve özgünlükleri bastırmadan sınıf hareketine müdahalemizin genelleştirilmesi, ortak hedef ve yönelimlere, hatta gerekirse araçlara kavuşturulması, merkezileşme sorununun diğer ama daha tali bir başlığıdır. Bunlar sağlanamadığında, tek tek yerel örgütlerin sınıfa siyasal müdahaleyi güçlendirme sorununa üreteceği çözümler de sınırlı kalmaktadır.

Dil ve üslup sorunları

Çalışmamızın bir diğer sorunu, sınıfa seslenişte dil ve üsluptur. Bu konuda çok şey söylemiş, birçok tartışma yapılmıştır. Bir önceki parti kongresi bu sorun üzerinde özellikle durmuştur. Konu 30. Yıl Konferansında da ele alınmıştır.

Öncelikle bu sorunun teknik bir yaratıcılık ya da beceri sorunu olmadığı, politik yetersizliğin yansıması olduğu konusunda açık bir fikre sahip olmalıyız. Bizim sorunumuz kendi başına daha popüler, daha canlı ve daha sade bir seslenmeyi başarma sorunu değildir (sorunun böyle bir yanı elbette var). Esas çözüm aradığımız sorun, temel toplumsal-siyasal gerçeklerin, sınıf kitlelerinin mevcut bilinç ve eğitim düzeyi gözetilerek, en güçlü ve etkili biçimde nasıl aktarılacağı sorunudur. Bunu başarabilmek ise her şeyden önce temel siyasal gerçekler ve bunların gündelik olaylara nasıl yansıdığı konusunda tam bir politik açıklık sahibi olmaktan geçmektedir.

Siyasal çalışmamız gündelik olaylar ile bu olaylara yol açan temel sınıfsal ve siyasal olgular arasındaki ilişkileri gereğince kurmakta zorlanmaktadır. Böyle olunca, sesleniş ya sadelik ve popülerlik adına siyasal açıdan zayıf söylemler üzerinden şekillenmekte, ya da güncellikten kopuk genel propaganda biçimi kazanmaktadır. Bunun temelinde öncelikle kadrolarımızın ideolojik-teorik donanımı sorunu yatmaktadır. Bunun içindir ki, başta merkezi organlarımız olmak üzere tüm organlarımız sınıf hareketini ilgilendiren siyasal ve toplumsal gerçekler üzerinden döne döne tartışmalı, ayrıntıya inerek bunların hedef kitlemize nasıl anlatılacağı üzerinde durmalıdır. Bu yapıldığı, buna gereken önem ve emek verildiği koşullarda, dil ve üslup sorununda da önemli bir gelişim yaşanacağı görülecektir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, propaganda ve ajitasyonun birleştirilmesi gerekliliğidir. Leninist yazındaki görevleri anlamayı ve yerine getirmeyi kolaylaştıran bazı ayrıştırıcı tanımlamalara rağmen, propaganda ve ajitasyon içiçe geçen olgular olmak zorundadır. Özellikle bugünkü sınıf hareketi gerçekliğinde, gündelik olaylar üzerinden kitleleri döne döne ajite etmek ile bu olayların arkasında temel gerçekleri anlatmak içiçe geçmiş görevlerdir. Bu konuda da o anki şartlar üzerinden tercihlerin ötesinde bir ayrım ya da sıralama yapılamaz. Ama ille bir şey öne çıkacaksa bu, bugün için sınıfın önde duran kesimlerin eğitiminin çok önemli bir sorun olarak önümüzde durduğu gerçeğidir. İşçilere zaten bildikleri konular üzerinden seslenerek, gündelik olarak yaşadığı ve farkında olduğu olayları açıklayarak, onları devrimci açıdan eğitemeyeceğimiz gerçeği üzerine dikkatle düşünülmelidir.

Sektörel birimler sorunu

Partinin sektörel büroları, mevcut sektör çalışmalarının gelişimini güçlendirmek için oluşturulmuş özel birimlerdir. Çalışmanın derinleştirilmesi, partinin sektörlere olan hâkimiyetinin artırılması, buralara dönük genel politika ve araçların oluşturulması, var olanların güçlendirilmesi için oluşturulan bu birimlerin diğer bir misyonu sınıf çalışmasındaki kadro politikalarımızla ilişkilidir. Bu birimlerde yer alan yoldaşlar aynı zamanda değişik sektörler ve onların iç gündemleri üzerine “uzmanlaşmaya” çalışmakta, partinin bu alandaki politikaların oluşumunda önemli roller oynamaktadır.

Bugünkü örgütsel darlığımızda, bu birimleri oluşturan güçlerin birçok işi aynı anda yapması olgusunun, bu birimlerin yukarıda ifade edilen misyonu yerine getirmesini sınırladığı açıktır. Bu alandaki çözümün gene sektör çalışmalarımızın derinleşip güçlenmesinden ve bu birimlerin alanın içinde çalışan kadrolara dayandırılmasından geçtiğini söylemek mümkündür. Yarattığı ek iş gücü, yol açtığı yatay ilişkiler ya da bazı birimlerin verimsizliğinden yola çıkarak bu birimlerin dağıtılmasını düşünmek, kısa vadeli rahatlamalar getirse bile, uzun vadede sınıf çalışmamızı zayıflatan bir sonuca yol açacaktır.

Sınıf çalışması üzerine ek düşünceler

- Sınıfın devrimci siyasal eğitimi, eylemlilik/mücadele içerisindeki eğitimidir. Sınıf kitleleri ancak pratik içinde ve kendi özdeneyimleri temelinde eğitilebilir. Kökleşmiş önyargıları ancak pratik içinde kırılabilir. Kendi başına sosyalist propagandayla, sol söylemlerle bunun için yetersiz kalır. “Ancak bu, devrimci propagandanın önemini ortadan kaldırmaz, sadece onun eylemle birleşmesi gerektiğini gösterir.”

- Sınıf çalışması araçlarına yaklaşım sorunu politik yönelimlerimizden ve sınıf hareketinin mevcut durumundan bağımsız ele alınamaz. Bugün için önemli olan, başta PYO olmak üzere tüm yayın araçlarının çalışmanın hedefleri ile daha uyumlu hale getirilmesi ve çalışma içinde daha etkin biçimde kullanılabilmesidir.

- Bugün bütün dikkatimiz, iki temel konu üzerine yoğunlaşmak zorundadır. Bunlardan ilki, V. Parti Kongresi üzerinden ifade edilen “Devrimci bir sınıf hareketi için ileri!” hedefi, ötekisi ise devrimci örgütün inşası sorunudur. Bu ikinci sorunun kalıcı ve sağlıklı çözümü ile sınıf çalışmamızın devrimci niteliğini yükseltmek arasında sıkı bir ilişki vardır.

- Sınıf hareketiyle ilişkilerimizin ete kemiğe bürünmesi, fabrikalarda kuvvet olarak ortaya çıkabilmemize sıkı sıkıya bağlıdır. Partinin sınıf çalışması genel seslenmenin ötesine geçerek bu başarı düzeyini artık yakalamak durumundadır.

- Partimiz sınıf çalışmamızı baştan aşağı yeni bir değerlendirmeye tabi tutmak, deneyimlerini süzmek ve ona yeni bir itilim kazandırmak sorunu ile karşı karşıyadır.

- Sınıf çalışmamızın yeni bir düzeye ulaşması ancak “Devrimci bir sınıf hareketi için ileri!” şiarında belli bir yol katetmekle mümkündür.

TKİP VI. Kongresi Sınıf Komisyonu’nun hazırladığı metnin kongre çalışmaları ışığında elden geçirilmiş biçimidir...

(EKİM, Sayı: 315, Mart 2019)