297 günün sonunda Flormar… Sendikalaşmanın önündeki engeller

Sendikalaşma yolunda işçilerin attığı ileri bir adım birçok barikata çarptı ve engellendi. Bu örnekle de görülmüştür ki söz, yetki, karar hakkı işçilerde olmadığı, sömürü düzeninin yasal çizgilerine takılıp kalındığı zaman, yasal bir hak olan sendikalaşmak da patronun insafına bırakılmış oluyor.

Türkiye’de sendikalaşmanın önündeki engeller artarken, bu engelleri çok yönlü anlatan bir direnişti Flormar. Parça parça, çoğu kadın 132 işçi işten atılmış, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında Flormar fabrikasının önünde direniş başlamıştı. Direniş 297 gün sürdü. 7 Mart 2019’da, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü için fabrikanın önünde miting havasında geçecek bir günün arifesinde, patronun teklifini değerlendirmek için yapılan toplantının ardından oy çoğunluğu ile alınan kararla direnişin sonlandırıldığı duyuruldu.

Türkiye çapında işçisiyle, aydınıyla, öğrencisiyle geniş bir dayanışma örüldü, fabrikanın önünde bekleyen işçilere hemen her gün ziyaretler eksik olmadı. Avrupa’da her hafta düzenli olarak Flormar’ın ortağı Yves Rocher mağazaları önünde eylemler yapıldı. Düzen partileri de Flormar önüne gelmek, açıklama yapmak zorunda kaldılar. Bu yönleri ile Flormar son yılların en çok ses getiren direnişi diyebiliriz. Ancak tüm bunlara rağmen Flormar’da işçilerin sendikalaşma girişimi sonuçsuz kaldı.

Yıllardır sendikalaşan işçilerin karşısına önce yetkiye itiraz, ardından işten atma saldırısı çıkıyor. Buna karşı direnişe geçen işçilere yoğun baskı uygulamak da artık sıradan hale geldi. Sendikalaşmak ciddi bir eğilim olsa dahi sürekli bu barikatlara çarptı. Diğer taraftan bu gerçekliğin farkında olan sendika bürokratları, sanki sendikalaşmak sermayeyi ve devleti karşına almak değilmiş gibi, örgütlenme aşamasında işçileri çetin bir mücadeleye hazırlamaktan uzak, her şeyi ben bilirim anlayışıyla hareket etmeye devam ediyorlar. Bu anlayış işçilerin gerçek gücünün ortaya çıkarılmasına, taban iradesinin gelişmesine, ileri adım atan işçilerin sömürü düzeninin ortaya koyduğu dayatmaları aşmasına engel oluyor.

Derslerle dolu Flormar direnişinde 297. günün birkaç gün öncesinden başlayarak vali ve kaymakamın uyguladığı basınç artmış, polis yığınağı çoğaltılmıştı. Polis tarafından sürekli direniş alanını dağıtmak üzerinden tehditler savrulmuş, patron avukatı aracılığı ile sendikaya aynı süreçte bir teklifle gelmişti. 8 Mart’ın kitlesel olarak kutlanacağı bir alan olacaktı Flormar fabrikasının önü. Onlarca kurum, sendika, dernek, parti, çevre Flormar önünde olacağını önceden açıklamıştı.

Patronun teklifini apar topar değerlendirmek üzere 8 Mart’ın bir gün öncesini seçmiş olmak her türlü soru işaretini beraberinde getirmektedir. Diğer taraftan bugüne kadar maddi başka tekliflerle gelen patronun sıkışmış olduğunu görmemek için kör olmak gerek. Bir ay kadar önce kıdem, ihbar, artı 6 maaş şeklinde bir teklifle gelen Flormar yönetimine işçilerin cevabı net olmuş, direnişe devam denilmişti. Flormar tarafından dillendirilen maddi teklifler karşısında işçiler işe geri dönüş ve sendikanın tanınmasını önceliğe almışlardı.

Oluşan kamuoyunun bir gücünün olduğunu Flormar yönetimi direnişin başladığı ilk aylarda görmüştü. Kesin çizgilerle sendikayı kabul etmeyen Flormar yönetimi artık ne kadar zor duruma düştü ise 250’li günlerde tekliflerle gelmeye başladı. 8 Mart’ın fabrika önünde miting havasında geçecek olması Flormar yönetimini daha da zor duruma düşürmeden, direnişin bitirilmesi için kaymakam ve valinin de devreye girmesiyle son adım attırıldı. Diğer taraftan seçimlerin arifesinde böylesi bir görüntü AKP için de iyi olmayacaktı. Zaten direnişin devam ettiği her gün hanesine eksi olarak yazılıyordu. AKP milletvekilleri de aracılık yapmak için birkaç kez Flormar yönetimi ile görüştü. Direnişin bitirilmesine yönelik hamleler son hafta Flormar yönetimi ve devlet tarafından hızlandırıldı.

7 Mart’ta Flormar yönetiminden yeni bir teklif geldiği öğrenildi. Gelen teklifi görüşmek için işçiler akşam sendikaya gittiler. Sendikaya gidilirken birkaçı dışında bütün işçiler direniş lehine karar vereceklerini dile getiriyorlar. Yani sendikaya gidene kadar işçilerin kararı direniş lehine netti. Yapılan toplantıda sendika yöneticileri artan baskı, maddi zorluklar, gelen teklifin cazipliğinden bahsediyorlar. Sendikanın avukatının, işe geri dönüş ve sendikal yetki davalarının kazanılmasının kesin olmadığını söylediği belirtiyor. Yaklaşık 3,5 saat sürdüğü ifade edilen toplantıda ciddi tartışmalar ve gerilimler yaşandığı dile getiriliyor. Bu gerilimlerin önce sendika yöneticileri ve işçiler arasında, sonrasında da işçilerin kendi aralarında yaşandığı ifade ediliyor. İşçilerin büyük bir kısmının güvenini yitirmesine neden olan tartışmalı ve gerilimli saatlerin sonucunda yapılan gizli oylamada direnişin 53’e karşı 20 oyla bitirilmesi yönünde karar çıkıyor. Direnişin devam etmesi yönünde beyan vermeyen sendika yöneticileri ve avukatı işçilerin gelen teklifi kabul etmesinde büyük role sahip.

Bu arada hatırlatmak gerekiyor ki Petrol-İş Genel Başkanı direnişin 100’lü günlerinde direnişin bitirilmesi yönünde konuşmalar yapmıştı. Sendikanın Flormar işçileri için ne yapılması gerekiyorsa yaptığını söylemiş, ilerleyen günlerde Flormar direnişini marjinal olarak ilan etmişti. İbretlik açıklamaları, mücadeleden ve sınıftan uzak tutumuyla Petrol-İş Genel Başkanı Flormar işçileri tarafından aylardır hayırla anılmaz olmuştu.

 Sınıf devrimcileri direnişin başladığı andan itibaren atılacak adımların işçi iradesi ile atılması, karar hakkının işçide olması yönünde bir yaklaşımı öne çıkardılar. Mahkeme koridorlarına endekslenmeden, fiili bir mücadele hattı ile direnişin kazanımla sonuçlanacağını dile getirdiler. İşçi iradesinin, temsiliyetinin, komitesinin güçlü olması ile sendikaların güçleneceğini, gerçek sağlam zeminine kavuşacağını Flormar direnişi vesilesi ile de vurguladılar.

Ne yazık ki en ciddi zafiyet tam da bu noktada yaşandı. Salt fabrikanın önünde mahkeme sonucunu beklemenin ve birkaç kez Flormar mağazalarının önünde protesto yapmanın dışına çıkılmadı. İyi bir kamuoyu oluşmuşken, sendikalaşmanın önündeki engelleri daha iyi anlatabilecek eylemlerden geri duruldu. Direnişçi işçiler “Sendika önerirse, neden farklı eylemler olmasın” deseler de sendika yöneticileri oluşan kamuoyunu ve popülerliği yeterli gördüler. Son kertede görünen o ki devlet tarafından oluşan basınca 290’lı günlerin ardından dayanılamadı. Geri adım atmak zorunda kalan, sıkışan Flormar yönetimine daha fazla geri adım attırmak için hiçbir şey yapılmadı.

Sonuç olarak sendikalaşma yolunda işçilerin attığı ileri bir adım birçok barikata çarptı ve engellendi. Bu örnekle de görülmüştür ki söz, yetki, karar hakkı işçilerde olmadığı, sömürü düzeninin yasal çizgilerine takılıp kalındığı zaman, yasal bir hak olan sendikalaşmak da patronun insafına bırakılmış oluyor.

Gebze’den sınıf bilinçli bir işçi