Kani Beko’ların grev düşmanlığı

Kani Beko düzen siyasetinin sol görünümlü CHP’sine uyumlu bir şekilde davranmaktadır. CHP kimi zaman sol maskelerle ortalıkta dolaşıp toplumsal mücadele dinamiklerini denetim altında tutmak, işçi ve emekçileri düzen siyasetine bağlamak adına politika yapmaktadır. Tüm kritik anlarda ortaya çıkıp itfaiyeci rolüne uygun şekilde kurulu düzenin bekçiliğine soyunmaktadır. Bugün de grev silahını kuşanmış işçilere ve toplamda işçi sınıfına verilen mesaj bu minvaldedir.

DİSK’in genel başkanıyken CHP’nin İzmir milletvekilliğine “terfi” eden Kani Beko geçtiğimiz günlerde İzmir’deki Karabağlar Belediyesi’ne ait sosyal tesislerde çalışan grevci işçileri ziyaret etti. Sonrasında sosyal medyada, “Grev bir anlamda işsizliktir. Grevin kazananı olmaz. Grev her iki tarafın da aslında istemeyeceği bir seçenektir, dolayısıyla da uzlaşmanın bir yolu bulunmalıdır” şeklinde bir paylaşımda bulundu.

Daha önce İZBAN işçilerinin grevini karalamaya yönelik sözleriyle de tepki çeken Beko, söz konusu paylaşımı gelen tepkiler sonucu sildi. Ancak sendikal bürokrasiden gelme yeni düzen siyasetçisinin işçi sınıfının mücadelesine olan uzaklığının ve yabancılığının geldiği noktayı özetleyen bu veciz örnek hafızalardan silinmeyecektir. Greif direnişçilerini “maceracılıkla” suçlayan zihniyet, bu sefer işsizliğe işaret ederek, greve çıkan işçilere adeta aba altından sopa gösteren bir noktaya gelmiştir.

Grev, işçi sınıfının en temel mücadele aracıdır. Gelinen yerde hiçbir hakkın-hukukun kalmadığı koşullarda işçiler zaten ancak üretimden gelen güçleriyle seslerini duyurabiliyorlar. Ki çoğu zaman bu hak, “erteleme” adı altında yasaklanmaktadır. İşçi sınıfı grev hakkını kullanamaz hale getirilmiştir. Sermaye ve devletin böylesi saldırıları karşısında sendika bürokratlarının ve sol görünümlü düzen siyasetçilerinin tavrı her daim bir-iki sızlanmayla yetinmekten öteye gitmemiştir. Geçmişi sendikacılıkla geçen Kani Beko ise, işi daha ileriye götürmekte, grevin “işlevsizliğinden” bahsetmekte, uzlaşma önermektedir. Bunu bir sendika konfederasyonunun, hele de DİSK’in başkanlığını yapmış birinin söylemesi ise durumu daha vahim hale getiriyor. DİSK’i DİSK yapan tarihe dair güzellemeler yapanların, bu mirasın üzerinden koltukları işgal edenlerin geldiği nokta ibret vericidir.

CHP milletvekili olarak, CHP’li belediyelere karşı grevlere çıkmanın seçim öncesi “iyi olmayacağını” düşünerek, daha önce İZBAN’da olduğu gibi “politika” yapan Beko, bu kez grev hakkına saldıran bir yerden ve “Grevin kazananı olmaz” türünden anlamsız bir sav ileri sürmektedir.

DİSK genel başkanlığı yapmış bir zatı bu noktaya getiren düzen siyasetinin inceliklerine girmeden önce, DİSK’i DİSK yapan işgaller ve grevlerle dolu geçmişe bakmak gerekmektedir.

DİSK’in tarihi devrimci, mücadeleci işçilerin emeklerinden, ödedikleri bedellerden oluşmaktadır. Bilindiği gibi 1960-80 yıllarında işçi mücadeleleri bir yükseliş içindedir. ‘60’lı yılların ikinci yarısında işçi hareketi tüm tarihin zirvesine
çıkmış, 15-16 Haziran Direnişi ile doruğuna ulaşmıştır ki halen bu eşik aşılmış değildir.

Özellikle 1961-1963 yılları arasında Türkiye sınıf hareketi, hiç yaşamadığı kadar büyük bir canlılık yaşamıştır. 1961 Anayasası’nda toplu sözleşme ve grev hakkı, sözde tanınmış, ancak bir yasayla düzenleneceği belirtilerek, somutlanmamıştır. Yasal düzenlemenin yapılması için işçi sınıfı fiili eylemler geliştirmiştir. Bu dönem boyunca 200’e yakın eylem yaşanırken bunların ağırlıklı bölümünü direniş ve işgal gibi eylemler oluşturmuştur.

1963 yılında grev ve toplu sözleşmenin yasal olarak düzenlenmediği bir dönemde, Maden-İş üyesi işçiler “Hak verilmez, alınır!” diyerek Kavel Kablo Fabrikası’nda greve gitmişlerdir. Bu grevin nedeni sadece işyerindeki çalışma koşullarının düzeltilmesi değil, toplu sözleşme ve grev kanununun çıkması için kamuoyunda ses yaratmaktır. Sonuçta kanun henüz çıkmamış olmasına rağmen patron toplu sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmıştır. Kavel Direnişi’nin, kamuoyunda geniş yankılara yol açmış olması sonucu TBMM ilgili kanunu çıkarmak zorunda kalmış, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, 24 Temmuz 1963 günü çıkartılarak yürürlüğe girmiştir.

Böylesi birikimlerin üzerinden 1967 yılında DİSK kurulmuştur. Sonraki dönemde gerçekleşen Derby, Türk Demir Döküm, Singer ve Sungurlar işgalleri Türk-İş bürokrasisinden kurtulup, DİSK’e geçmek isteyen mücadeleci işçilerin çabalarıyla olmuştur. Sermaye ve devlet DİSK’i kapatarak işçilerin mücadelesini baltalamak istemiş, ancak buna karşı işçi sınıfının verdiği anlamlı yanıtla bu saldırı püskürtülmüştür. 15-16 Haziran büyük işçi direnişine giden süreç bu şekilde gelişmiştir. Burada unutulmaması gereken ise DİSK bürokratları bu büyük direniş karşısında korkarak, işçileri geri çekmeye çalışmış, evlerine geri döndürmek istemiştir. DİSK’i, DİSK yöneticilerine rağmen dönemin mücadeleci, devrimci işçileri kurtarmıştır.

DİSK’in “çağdaş sendikacılık” anlayışının uzlaşmacı, diyalogcu, işçinin hakkını değil “iş barışını” önceliğine alan bürokratları bu tarihin onurunu hiçbir zaman taşıyamamışlardır.

Türkiye işi sınıfının grev ve toplu sözleşme hakkının kazanılmasında ne büyük bedeller ödendiğini, ne zorlu mücadelelere imza atıldığını Kani Beko bilmiyor değildir.

Kani Beko düzen siyasetinin sol görünümlü CHP’sine uyumlu bir şekilde davranmaktadır. CHP kimi zaman sol maskelerle ortalıkta dolaşıp toplumsal mücadele dinamiklerini denetim altında tutmak, işçi ve emekçileri düzen siyasetine bağlamak adına politika yapmaktadır. Tüm kritik anlarda ortaya çıkıp itfaiyeci rolüne uygun şekilde kurulu düzenin bekçiliğine soyunmaktadır. Bugün de grev silahını kuşanmış işçilere ve toplamda işçi sınıfına verilen mesaj bu minvaldedir. İşçi sınıfının mücadeledeki temel silahı olan ‘grev’in, hak alma yolundaki etkisi ve sınıflar mücadelesindeki anlam ve önemini bilmediklerinden değil, tam tersine bildikleri için böyle davranmaktadırlar.

Özellikle içinden geçilen ekonomik kriz ortamında yoksulluğu artan işçi ve emekçilerin tek yolu mücadele etmek, haklarını söke söke almaktır. Karabağlar Belediyesi işçileri de sendikalı olmaktan gelen avantajlarıyla daha iyi toplu sözleşme yapabilmek için tutulması gereken yolu tutmuş, grev hakkını kullanmışlardır. Kani Beko şahsında düzen siyasetini rahatsız eden bu iradedir. İşçilerin “sol” görünümlü belediyelerin yapacakları zamma değil de kendi güçlerine güvenerek, haklarını almak için harekete geçmesi düzen cephesini korkutmaktadır.

İşçi ve emekçilerin bilincini seçim sandıklarına çekerek bulandıran, hak arama mücadelesini olmayan hukuki zeminlere ve “diyaloglara” sıkıştıranların, grev silahını kullanan işçiden korkması da doğaldır. Hele de bunun yaygınlaşması, işçilerin seçim sandıklarına, meclisten çıkacak yasa kırıntılarına değil de üretimden gelen güçlerine güvenmeleri hiçbirinin işine gelmemektedir.