Seçimlerden sonra bedeli yine bizler ödeyeceğiz!

Biz öncü işçilere düşen görev sınıfın birliği ve beraberliği ipine daha sıkı sarılmaktır. Zira çözüm seçimde değil, işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesindedir.

Düzen muhalefeti seçim propagandasında AKP-MHP karşıtlığını, “cumhur ittifakı”nın geriletilmesini öne çıkarıyor. Bolca laiklik ve ülkenin bölünmez bütünlüğünden bahsediyorlar. Sermaye düzeninin bekasını savunurlarken, emperyalizme karşı Mustafa Kemal’in mirasına ve “Cumhuriyet”in değerlerine sahip çıktıklarını iddia ediyorlar.

“Cumhur ittifakı”na karşı çıktıklarını söyleyen düzen muhalefeti, ulusal harekete karşı “cumhur ittifakı”yla aynı yaklaşımı sergiliyor. Yetmiyor, Suriyeli göçmenlere yönelik düşmanlığa su taşıyor. Bu ırkçı-şoven histeri altında, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” anlayışını iki gerici kamp da sınırsızca köpürtüyor.

Bir zamanlar Hitler Almanya’sının politikalarını andıran uygulamalar aldı başını gidiyor. Nasıl ki Hitler Yahudi düşmanlığı politikasıyla Alman emekçilerini arkasında saflaştırdıysa, bugünün Türkiye’sindeki iktidar sahipleri de Kürt ve Suriyeli düşmanlığını özel bir tarzda körüklüyorlar. Asıl amaç sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasındaki temel ve tarihi olan çelişkiyi perdelemektir. Bunun için kitleler uyuşturuluyor.

Devrimci sınıf mücadelesi gelişmezse, biz sınıf bilinçli işçiler hayata müdahale etmezsek, toplumun geri bilinçle kuşatılması projesi başarıya ulaşır. Zira hayat boşluk tanımaz. Sınıfa devrimci müdahalenin yapılmadığı koşullarda işçi ve emekçiler faşizmin toplumsal dayanakları haline gelirler. Tıpkı Hitler Almanya’sında olduğu gibi…

Almanya’da bir “sosyal demokrat” reformist cumhurbaşkanı gönül rahatlığıyla iktidarı Hitler faşizmine teslim etmişti. Nazi Partisinin kitlelerin oyuyla iktidara yerleşmesinde reformist solun basiretsizliği rol oynamıştı. Tıpkı Almanya’da olduğu gibi bugünün Türkiyesi’nde de düzen solu ve reformist sol ne kapitalizmle ne de kapitalizmin bekası için mesai yapan AKP iktidarıyla, “cumhur” blokuyla ciddi bir mücadele içinde. Bu zaten iç eşyanın tabiatına aykırı olurdu.

Artan baskıların ve yasakların temel nedeni, büyüyen ekonomik ve sosyal yıkımın işçi ve emekçilere yüklenmesi, krizin faturasının emekçilere ödetilmesi, emekçilerin tepkilerinin zincirlenmesidir.

Sandık sonuçları nasıl çıkarsa çıksın, son tahlilde bizi daha büyük çapta ekonomik ve sosyal yıkım programları bekliyor. Toplumsal yıkıma yol açacak programları uygulamak için gericilik ve şovenizm daha fazla köpürtülecek. Yeni gerici bölünmelere sarılacaklar. Baskı ve şiddet politikalarına hız verecekler.

Düzen cephesi bir bütün olarak işçi sınıfını emeğine daha çok yabancılaştırmak için çabalıyor. Her şeye rağmen krizlerin yoğun yaşandığı böylesi dönemler devrimci olanakları da büyütüyor. Burjuva sınıf iktidarı kriz dönemlerinde oldukça kırılgandır. Biz öncü işçilere düşen görev sınıfın birliği ve beraberliği ipine daha sıkı sarılmaktır. Zira çözüm seçimde değil, işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesindedir.

Kayseri’den öncü bir işçi